Bu iki kavram da Fransızca'dır. Deja vu çok bilinen bir kelime olduğu halde Jamais vu az bilinir. Anlam olarak birbirinin zıddıdır.
Deja vu, ilk karşılaşılan bir şeyin ve yaşanan bir olayın daha önce de karşılaşıldığına ve yaşandığına dair oluşan bir histir. Jamais vu ise bunun tam tersine zihinsel bir kopuş yaşayarak yaşanan bir olayın yaşanmamış gibi hissedilmesi, yaşamdaki sürekliliğin kesilmesidir. Örneğin bir yolda yürüyorsunuz sonra aniden nerede olduğunuzu ne yaptığınızı unutuyorsunuz. Hissedilen o duyguya jamais vu denir.
Bunlarla ilgili en iyi örnekleri Matrix ve Memento filmlerinde görebiliriz. Deja vu isminde Denzel Washington'un oynadığı ünlü bir film olsa da aslında o filmde yaşanan olay hissetmekten öte bir durum olup zamanı geri çevirmeye odaklanan bir filmdir. Kelebek Etkisi filmi de böyledir.
Matrix'te Deja vu kavramı da doğrudan kullanılır. Neo bir binanın girişinde bir kedi gördüğünde deja vu yaşar. Bunun Matrix'te kurmaca gerçekliğin yeniden düzenlenmesi anlamına geldiği söylenir. Fakat Neo film boyunca sık sık deja vu yaşar. Örneğin Trinity ile ilk karşılaştığında onu önceden tanıyormuş hissine kapılır. Yine kahinle ilk karşılaşmasında sorduğu soruların aslına cevabını bilmekle bu hisse kapılır. Ajan Smith ile metro durağında yüzleştiğinde de bu duyguyu yaşar.
Matrix'de Jamais vu bir kaç kez yaşanır. En yoğun yaşandığı an Morpheus'un Neo'ya similasyon programında yaşamın gerçekliğini çıplak ve korkutucı haliyle gösterdiğinde Neo'nun kriz geçirdiği andır. Neo yaşanan gerçekliği derin bir şeklide yadsır.
Yine simülasyon programında iken kırmızılı kadını takip ederken ajanlara yakalanan Neo kısa bir anlığına da olsa Jamais vu yaşar. Jamais vu'nun yaşandığı bir diğer sahne ise Matrix'te bir binanın içinde Matrix ajanlarının tuzapına düştükleri anda Neo'nun yaşadığı gerçeklik algısının kaymasıdır. Bu ani şok içinde Neo bir an tepkisiz yakalanır. Neo binanın girişinde Dejavu yaşarken saldırıya uğradıklarında bu kez Jamais vu yaşar.
Memento filminde kahramanımız Leonard karısının tecavüze uğrayıp öldürülmesi ve kendisinin de bir hafıza kaybıyla sonuçlanan bir saldırıya uğrar. Tek hedefi suçluları bulup intikam almaktır fakat saldırdan önceki anıları hatırladığı halde o tarihten sonraki hiçbir bilgi hafızasında kalmaz.
Edindiği bilgiler ertesi gün silinir. Leonard bilgileri hatırlamak için kartlarda notlar alır fotograları kullanır ve daha önemli bilgileri ise vücuduna dövme yaptırır.
Leonard doğru bilgiye ulaşmaya çalışırken yaşadığı hafıza kaybı ile derin gerçeklik bunalımları yaşar. Olmamış şeyler olmuş gibi (deja vu) olmuş şeyleri de hiç olmamış gibi (jamais vu) algılamak sıkça başına gelir. Bu anlamda hem deja vu hem de jamais vu teması sık görülür.
26 Ağustos 2023 Cumartesi
Deja Vu ve Jamais Vu
10 Aralık 2022 Cumartesi
10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü
10 Aralık Dünya İnsan Hakları günü imiş. Böyle bir bilince ve farkındalığa sebep olmasını dilerim.
İnsan hakları bireyi merkeze alan bir düşünce ve değerler sistemidir.
İnsan hakları ihlali devletler tarafından yapılır. İnsan hakları iddiası
da devlete karşı dile getirilir. Daha iyi anlaşılması için basit bir
örnek vereyim. Ali Veli'ye tokat atsa bu suç olur, ama insan hakları
ihlali değildir. Lakin Polis Ali'ye tokat atsa bu insan hakları ihlali
olur. Fakat şu da insan hakları ihlaline girer. Eğer Ali eşkiyalık yapar
ve Veli'ye zarar verirse ve polis de göz yumarsa bu yine insan hakları
ihlaline girer. Çünkü devlet yapması gerekeni yapmamış bireyi
korumamıştır. Burada insan hakları ile devlet arasında ayrıştırılamaz
bir ilişki vardır.
Anayasa'nın büyük çoğunluğu aslında insan
haklarını kurallarını düzenler. Anayasa'nın iki misyonu var. Biri
devletin idari sistemini ve yapısını açıklar. Bizim mevcut anayasamızda
1'den 9'a kadarki maddeler devletin asli yapısını açıklayan giriş
mahiyetindeki maddelerdir. Madde 10'dan 74'e kadarki kanunların tümü
insan hakları ile ilgilidir. 75'ten sonraki maddeler de idari sistemi ve
diğer konuları açıklar. Yani anayamızın 60'a yakın maddesi insan
hakları ile ilgilidir.
İnsan hakları üç kategoride incelenir:
- Negatif haklar
- Pozitif haklar
- Siyasi haklar
1) Negatif haklar: Yani devletin insana karşı yapmaması gerektiği
şeylerdir. Buna anayasada "Çekirdek Haklar" da deniliyor. Bu haklar
savaş halinde bile ihlal edilemez. İnsanı öldürmek, işkence yapmak,
maddi ve manevi bütünlüğüne karşı herhangi bir eylemde bulunmak,
inancını düşünce ve kanaatini açıklamaya zorlamak savaş ortamında bile
yasaktır. Bunları ihlal eden devlet görevlileri "insanlık suçu" işlemiş
olurlar.
2) Pozitif haklar: Vatandaşların insanca bir yaşam
sürebilmesi için devletin yapması gereken şeylerdir. Adil yargılanma
hakkı, güvenlik içinde olma hakkı, çalışma hakkı, kamu hizmetinden
yararlanma ve kamu hizmeti girme hakkı, eğitim hakkı, sağlık hakkı vs.
3) Siyasi haklar: Düşüncesini özgürce ifade edebilme hakkı, inancını
özgürce icra etme hakkı, seçme ve seçilme hakkı, siyasi katılım hakkı,
dernek vakıf sendika parti vs. üye olma veya kurma hakkı vs. gibi
haklardır.
Unutmayalım ki devlet insan için vardır. Hak Teala
buyurur ki "Kim haksız yere bir insanı öldürürse tüm insanlığı öldürmüş
gibidir" Bir insana karşı bilinçli olarak yapılan bir haksızlık adaleti
zedeler ve tüm toplumu yozlaştırır. Onun için adalet birey içindir ve
bireyin hakkı korunmadan toplumsal adalet de sağlanamaz. Devletin
yüceleştirildiği toplumlarda dramatik olarak birey küçültülür ve insan
hakları ihlalleri de yaşanır.
Onun için "önce birey" önce "insan hakları" diyoruz.
12 Aralık 2021 tarihinde facebookta paylaşıldı.
5 Eylül 2021 Pazar
Adalet değil "Haklar"
Doğu insanının hemen her şeyi adalete hamletmek gibi bir eğilimi var. Aslında bu eğilim bir zaaf. Bizzat sorunun ve toplumsal geri kalmışlığın köklerinde bu adalet duygusunun oluşturduğu olumsuz yapı vardır.
Her şeyden önce doğu siyasal düşüncesinde adalet bir sistemdir. Bireyin münferiden hak arayışını destekleyen bir eylem değil, bir sistemin/rejimin devamlılığını sağlayan bir düzenek ve bir rejimdir.
Sasani imparatoru Erdeşir'e kadar uzanan bir düzendir bu. Bu düzen tüm İslam ülkelerine de geçmiştir. Osmanlı klasik dönemi de Adalet Dairesi (Daire-i Adl) denilen bu sisteme dayanan bir siyasal yapıdır.
Adalet Dairesi'nin tanımına bakarsak şunu görürüz: Adalet için devlet, devlet için hukuk, hukuk için padişah, padişah için asker, asker için mal (bütçe) mal için onu üretecek reaya ve reayayı padişaha bağlayacak olan adalet... Döngü tamamlanmıştır.
Görüldüğü gibi Adalet'in bireysel hak arayışı ile ilgisi bulunmamaktadır. Adalet padişahın saltanatının süregitmesi için kurgulanmış bir çark ve bir düzendir. Bu sistemde bireysel haklar o kadar önemli değildir. Şeriatın kestiği parmak acımaz. Sen parmağı kesilen bireye "acıdı mı" diye sormadın tabi. Parmağının acımadığına onun adına toplum veya düzen karar verir. Çünkü adalet sağlanmıştır.
Doğu insanının adaletten anladığı budur.
18 Kasım 2020 Çarşamba
Russell'in Çaydanlığı Saçmalığı
Bertrand Russell ateist bilim filozofu idi. Dinlerin kanıtlanamazlığını savlamak için meşhur Çaydanlık örneğini verir. Şöyle der:
"Eğer ben Dünya ve Mars arasında eliptik bir yörüngede Güneş'in etrafında dönen porselen bir çaydanlık olduğunu öne sürseydim ve bu çaydanlığın en güçlü teleskoplarımızla bile tespit edilemeyecek kadar küçük olduğunu ekleyecek kadar da dikkatli olsaydım, kimse bu görüşümün tersini kanıtlayamazdı. Ama devam edip de bu savımın yanlışlanamaz nitelikte oluşundan dolayı insan aklının ondan kuşku duymasının kabul edilemez bir küstahlık olacağını söyleseydim, herkes haklı olarak saçmaladığımı düşünürdü. Ancak, eğer böyle bir çaydanlığın varlığı eski kitaplarca onaylansaydı, her pazar günü kilisede kutsal gerçeklik olarak öğretilseydi ve okullarda çocukların beynine kazınsaydı, onun varlığından kuşku duymak bir gariplik belirtisi olarak görülür ve o kuşkuyu duyan kişi, yakınçağda bir ruh doktoruyla, daha önceki çağlardaysa bir Engizisyon yargıcıyla görüştürülürdü."
Şimdi eğer Dünya ile Mars arasında bir "meteor taşı" olduğunu söyleseydi kimse buna itiraz edemez ve çürütemezdi. Ancak bir şeyi iyi biliyoruz. Çaydınlık BİR İNSAN MAMÜLÜDÜR.
Modern Arkeolojinin tanımı şöyledir: Arkeoloji, eski kültür ve uygarlıkları, bu uygarlıklarda yaşamış insanların elinden çıkan, insan düşüncesinin ürünü olan eserleri, alet ve malzeme ile ev eşyalarını, sanat yapıtlarını, bunların yer ve zamanını saptayarak inceleyen bir bilimdir.
Arkeolojide buluntular arasında "insan mamulü olan"lar ile "insan mamülü olmayanlar" ayrıştırılır. Mesela heykeli andıran doğal bir taş bulunursa, bunun heykel şeklinde olmasının bir önemi yok. Ama yontulmuş şekil verilmiş bir taştan yada bir kerpiçten bir heykel bulunursa bunun insanlar tarafından yapıldığı/üretildiği ve arkeolojik bir değeri olduğu kabul edilir.
Eğer arkeolojik bir kazıda 2 milyon yıl öncesine tarihlenen bir Çaydanlık bulunursa bunun 2 milyon yıl önce insan (veya diğer türevleri; neandartal filan) tarafından yapıldığı kabul edilecektir. ÇÜNKÜ ÇAYDANLAR TAŞ TOPRAK ASTROİD, METEOR VS. GİBİ KENDİ KENDİNE OLUŞAN BİR MALZEME DEĞİLDİR.
Şimdi Russell'in çaydanlığına dönecek olursak: Dünya ve Mars arasında bir çaydanlığın varlığını iddia ediyorsa oraya hangi insanın o çaydanlığı nasıl götürdüğünü açıklaması gerekir. Çünkü arkeolojiye göre "bir insan ürünü olan çaydanlık" evrim yoluyla ve kendi kendine varolamayacağı gibi herhangi bir yere de kendi kendine gitmiş olamaz.
Böylece Russell'in dinlerin kanıtlanamazlığı için verdiği örnek ve mantık zaten bilimsel olarak geçerli değildir.
Bilimler açısından dinler bilinemez ve inkar da edilemez. Çünkü bilimler yaşama ve ölüme dair gizemi çözmekten çok uzaktır. Bilimler doğadaki olayları ve fiziksel dünyayı açıklayabilir ama bunun ötesini açıklayamaz. Bertrand Russell nereden gelmiştir? O bilinci, yaşam enerjisini, kendisini var eden şeyi nereden almıştır, onun bilinci ve yaşam enerjisi ölümden sonra ne olmuştur? Bunları açıklayabilecek bir bilim henüz yoktur. Tam da dinin alanı budur.
İkinci mesele de şudur: Kadim kitapları alelade basitleştirip muhtemelen hurafeye eşdeğer sayıyor. Kadim kitaplar da insanlığın bilgi mirasıdır. Onlar olmasaydı bugünkü bilgilerimiz de olmazdı. Bazı bilgilerin zaman içinde değişmesi, hükmünü yitirmesi bu gerçeği değiştirmez. Günümüzde de kabul edilen bazı bilimsel yasalar, zaman içinde değişecek ve hükmünü yitirecektir. Daha iyisini yapana kadar mevcut olana tutunuruz, daha iyisini yapınca da önceden varolanı değersizleştirmek akıllı bir insanın yapacağı bir şey değildir.
5 Kasım 2018 Pazartesi
1+1=1'in Sırrı
![]() |
| 1+1=1 |
Hakikat ve gerçeklik tektir. Hakikate yapılan işaretler; ona giden yollar ise pekçok... Dolayısıyla işaretlerin yada yolların kendisi hakikat değil. Başka bir örnek ile açıklamak gerekirse bir konuda 10 kişinin tanıklığı (1+1+...) 10 tane doğru etmez. Daha güçlü bir tek doğruk, tanıklık eder.
Aşkta iki (1+1) kişinin sevgisi (1) bir sevgi eder. İki sevgi etmez.
Matematik birleştirici değil, ayırıcıdır
Matematikte 1+1=1 etmez. Çünkü Matematik birleştirici değil ayırıcıdır. Buna karşın 2 eder. Halbuki felsefede ve mantıkta (dolayısı ile yazılımda ve algoritmada) 1+1 2 etmez, 1 eder.
1, birliği birleşmeyi temsil eder. Oysa 2, çokluğu parçalanmayı yada parçaların bir arada bulunmasını ifade ediyor.
Mantık ve algoritmada 1+1=1
Malumu olduğu üzere bu, mantıksal algoritmaya işaret eder. Mantıkta 1 doğruyu (true), 0 (sıfır) ise yanlışı (false) ifade eder. Bu durumda kurguyu şöyle yapıyorum.
A_önermesi VE B_önermesi = Sonuç
A_önermesi doğru ise (1) ve
B_önermesi doğru ise (1)
Sonuç'da doğru (1) olur.
Ancak önermelerden birisi yanlış ise o zaman sonuç yanlış olur.
Bu durumda bu tür algoritmalarda kullanılan (VE) çarpma harfine tekabül eder.
A_önermesi (1) x B_önermesi (1) = Sonuç (1)
1 x 1 = 1
1 x 0 = 0
0 x 1 = 0
***
İkinci algoritma ise VEYA'dır. VEYA burada artı (+) harfine tekabül eder.
A_önermesi (1) + B_önermesi (1) = Sonuç (1);
1 + 1 = 1
1 + 0 = 1
0 + 1 = 1
şeklinde bir sonuca ulaşmaktayız.
26 Aralık 2016 Pazartesi
Akıl Gelişiminin Üç Aşaması
-
Buluğ (akla erişmek)
-
Rüşd (kendi kendine doğruyu bulabilmek)
-
Kemal (başkasına da doğruyu gösterebilmek)
16 Aralık 2016 Cuma
Araf'a Düşmek ve Araf'tan Çıkmak
İnsan hayatı boyunca en az bir defa oraya düşer. Kimi bunun farkındadır, kimi değildir. Kimi ondan çıkabilmiştir, kimi çıkamamıştır.
10 Aralık 2014 Çarşamba
Bulut Atlası (Cloud Atlas 2012) filmi hakkında
24 Kasım 2014 Pazartesi
Doğuranlar ve doğurtanlar
Sokrates der ki, ebeler artık doğum yapmayan kadınlardır. Hatta gerçek ebeler, hiç doğum yapmayanlardır diye üsteler. Sokrates bu metaforu kendi şahsında bir fikir olmadığını göstermek için kullanır. Çünkü Sokrates başkalarının fikirlerini deşerek onların içinden doğru ve yararlı olanları çıkartır. Yani kendisi başkalarının fikirlerinin ebesidir.
Benzer bir uslamlamayı Otto Gross isimli bir Psikanalist Freud için kullanır. "Freud'un cinsellik teorisi, aslında onun cinsellik işlevinin bitmiş olmasından kaynaklanır" der. Haydar Dümen için de aynı şey söylenir. Aynı şekilde çocuklar ve gençler utangaçtır, ama işlevleri bitmiş yaşlı kadınlar ve erkekler terbiyesiz bir dil kullanmaktan çekinmezler. 🙂
Bir şeyin bayrağını taşımak, aslında o şeyi yaşamaktan vazgeçmek anlamına gelir. Artık mum gibisindir. Mum dibine ışık vermez. Başkaları adına kavga ederken, kendi hakkından olursun. Dikkat edin bütün feminist kadınlar, aslında feminen (dişi) olmaktan vazgeçmiş olanlardır. Artık bir dişilik işlevi yok, çekiciliği de. O artık erkek gibi olmak onunla mücadele etmek istiyor. Ama bir erkeğe aşık genç bir kız için feminizm, kadın hakları kavgası vs. ne ifade edebilir ki? 🙂











