Ekonomik olarak bir Alman, Japon veya Çin mucizesinden bahsedilebilir. Peki neden bu ülkeler ekonomik mucizeler gerçekleştiriyorlar?
Bizim yerel Arapça'da cimriler için argo bir deyim var: "Yıneşşıf harahu u yekılu" (pohunu kurutup yiyor). 😆 Yani sinekten yağ çıkaran aşırı tasarrufçular için kullanılır. Bu milletler de böyle bir kültüre sahipler işte. Ee bu kültür hem halka hem de devlete etki eder. Böylece insanlar, toplumlar ve devletler kazandıklarından daha az harcadıkları için zenginleşirler.
Peki biz Türkler ve Ortadoğu'nun milletleri böyle miyizdir? Biz para olunca da harcamayı ve şatafatı severiz. Onun için zenginleşme eğilimi gösteren bizim bütçelerimiz değil, tüketim alışkanlıklarımızdır. Bizim gibilere de yine yerel Arapçamızda "cıb maksor" (kırık kuyu) denir. Kuyu yalıtılmadığı için su tutmaz.
Türkiye'nin cumhuriyetten bu yana finansal rakamlarına baktığımızda şunu görürüz. Büyüme var, ama bu büyüme yatırımlara değil, tüketim harcamalarına gidiyor. Kamu harcamaları her zaman daha çok büyüyor. Paramız olunca saraylar yapmaya başlıyoruz. Osmanlı'dan beri değişmeyen bir alışkanlığımızdır. Osmanlı dış borç olarak aldığı parayla bile saray yapmıştır.
Geçenlerde Osmanlı iktisat tarihi ile igili bir tabloda gördüm. Yükselme döneminde ve imparatorluk döneminde de devletin harcama bütçesi gelir bütçesinden fazla görünüyor. Bu bizde kalıtsal bir durum. Muhtemelen tarih öncesinden beridir böyleyiz.
Yapmamız gereken tek şey, "ayağını yorganına göre uzatmak" ve kazandığımızdan daha az harcamaktır. Bu saatten sonra böyle bir bilinç ve kültür oluşturabilir miyiz ondan da emin değilim.
7 Nisan 2024 Pazar
Neden ekonomide Alman Japon Çin mucizesi olur da Türk mucizesi olmaz
18 Aralık 2022 Pazar
Devlet fabrika işletmez
Bazıları sürekli "o fabrika satıldı bu fabrika satıldı memleket satıldı" diye paylaşım yapıyorlar.
Arkadaşlar özelleştirme olması gereken bir
şeydir. Yıllar önce ilk kez İlhan Kesici'den dinlemiştim. Kendisi uzun bir
dönem DPT'de (Devlet Planlama Teşkilatı) planlama uzmanı olarak çalışmış
birisidir. Kesici yeni kamu modelinde özelleştirmenin gerekli olduğunu
anlatıyordu. Kesici bu konuda özellikle İngiltere üzerinde yaptığı çalışmalardan
örnekler vermişti. İngiltere'de 1980'lerde sonra hızlı bir özelleşrirme
programı uygulanmıştır.
Bu konuda benim söyleyeceklerim şu: Devlet fabrika işletmez. Zarar edip
etmemesi önemli değil. Çünkü liberal ekonomilerde bu tarz üretim süreçleri özel
sektöre bırakılmıştır. Sosyalist modelde tüm üretim araçları
kollektifleştirilirken Keynesyen modelinde ise bu ikisinin ortasında bir durum
meydana gelir. Ancak Keynesyen sistemi de 1970 krizinden sonra çöktü ve Neo
Liberal ekonomiye geri dönüldü.
Sosyalist, Korporatist ve Keynesyen gibi devletçi sistemler 1930'larda uygundu
ama özellikle 1980'lerden sonra bu tamamen bırakıldı. Hatta bu tarihten sonra
sadece Keynesyen gerilemedi sosyalizm de çöktü. Korporatizm zaten 2. Dünya
savaşından sonra tarihe karıştı.
Günümüz mentalitesinde devlet şeker üretemez. Üretmemeli. Çünkü devlet şeker
üretirse bu konuda özel sektör gelişemez. Çünkü özel sektör kamu gücü
üstünlüğüne sahip üretici devlet firmalarıyla rekabet edemez. Özel sektör
gelişmediği için de dışarıya bağımlılık artar.
Örneğin Türkiye'de kağıt üretiminin geri kalmış olmasının sebebi Seka'nın
devlet kuruluşu olmasıdır. 30 35 yıl önce matbaacılık ve yayıncılık yapıyordum.
Seka özelleştirilmeden önce o zamanlar da kullanılan kağıdın %90'ı ithaldi.
Seka son derece adi bir kağıt üretiyordu. Dışardan getirilen 3. Hamur kağıdı
bile ondan iyiydi. Sanıyorum bir tek gazetelerde kullanılıyordu. Bir de karton
kağıdı diye bir kağıt üretiyordu. O da Bristol ile kıyaslanınca çok adi bir
kağıttı. Dışardan gelen 1. Hamur, Kuşe, Bristol, Kraft vb. kağıtlarla kalite
bakımından rekabet edebilmesi mümkün değildi. Açıktır ki Seka sektörün önünü
tıkamıştır.
Kamu gücü rekabete açık tüketim mallarının üreticisi olduğunda o sektör
gelişmez. Özel sektörün ürettiği ürünler ticari kaygılarla sürekli
iyileştirilip geliştirilir. Devletin ise ticari kaygısı olmaz. Olsa bile bunu
siyasiler yönetemez. Devleti yöneten siyasi kurumlar olduğu için devlet
kurumları olan fabrikalar da siyasi partilerin oyuncağı hale gelir. Her gelen
hükümet yandaşlarını bu fabrikalara doldurur. Bu yüzden başarılı olması da
mümkün değildir.
Uygar ülkelerde artık devlet asli görevleri olan adalet, güvenlik, sağlık,
eğitim, imar, altyapı vs ile uğraşıyor. Buna ekonomide saf kamu malları
deniliyor. Devlet saf kamu malları alanının dışındaki sektörlerden çekilip
küçüldüğü için yandaşların devlet kadrolarına doldurulması söz konusu olmuyor
ve devletin yükü daha hafif, giderleri daha az oluyor. Devlet özel sektörü ve
piyasaları teşvik eder ve onlardan vergi alır. Böylece serbest pazar ürünleri olan
tüketim mallarında pek çok özel işletme açılıp rekabet ve fazla üretim olunca
fiyatlar da düşer.
9 Kasım 2022 Çarşamba
Ekmek yemenin ahlaki üstünlüğü
Ekmek üreticileri sendikası başkanı Cihan Kolivar "Ekmek toplumların temel gıdası değil, aptal toplumların temel gıda maddesidir" beyanında bulunmuş.
Şimdi bu arkadaş örneğin ET Üreticileri Sendikası başkanı olsaydı anlardık da EKMEK sektöründe çalışıyor yani. Ayıp değil mi?
İnsanın her şeyden önce yaptığı işe, çalıştığı sektöre saygısı olması lazım. Ben Ekmek Üreticileri sendika başkanı olsaydım ekmeği tazim eder, anıtını dikerdim. Adam ekmeğe ve ekmek tüketicilerine hakaret ediyor 😃
Ekmek Yiyenler Aptal mı?
Ekmek yiyenlerin aptal olduğunu
söyleyenler sallıyor. Hayret verici bir iddiadır bu. Gerçeklikle alakası yok. Zaten Kolivar da o sözü siyasi anlamda
söyledi. Neymiş çok ekmek yediğimiz için 20 yıl iktidar
değişmiyormuşuz. Bir de Japonya örneği veriyor. Halbuki Japonya örneği tam da onu yalanlıyor. Japonya'da 1500 yıldır
aynı hanedanlık imparator olarak hüküm sürüyor. Demek ki iktidar
değişimi ekmek yemekle olmuyormuş.
İnsanlar bir milyon yıl
boyunca avcı toplayıcı olarak sadece et ile beslendi ve bir milyon yıl
geçmesine rağmen zekalarında bir ilerleme olmadı. Ne zaman ki tarımı
tahılı ve buğdayı keşfetti işte o zaman insanlık büyük bir sıçrama
yaptı. Ayrıntı için "Tarım devrimi"ne bakınız.
Uygarlık tarihinin söylediği budur.
Günümüzde de
üniversite sınavı sonuçları üzerinde araştırma yapılsın. Zengin olup et
tüketen elitistlerin çocukları mi daha başarılı yoksa ekmek tüketen
taşra çocukları mı?
Öyle afaki elitist sallamasıyla olmuyor. Gerçek bilimsel veri gösterin.
Ekmek Neden Kutsal?
Şöyle söyleyeyim: Bir milyonluk upuzun
insanlık tarihinde hiçbir icat ekmeğin ve tahılın ve dolayısı ile
tarımın icadı kadar önemli bir etki yaratamamıştır. Bu icat uygarlığın
ortaya çıkmasını, insanların avcı toplayıcılıktan yerleşik hayata
geçmesini, mülkiyet kavramının doğuşunu, artı ürün ve ticaretin meydana
gelmesini, siyasal ve askeri güçlerin yükselişini, yazının sanatın
tekniğin icadı ve daha nice ilerleme ve gelişmeyi sağlamıştır. İşte
bütün bunları ekmeğe ve tahıla borçluyuz.
Ekmek üretimi stoklaması kolaydır ve toplumları doyurur. Dünyanın en gelişmiş ve en zengin ülkesi olmasına rağmen Amerikan toplumu etçil bir toplumdur ve her etçil toplumda olduğu gibi açlık orada da çok yaygındır. Belirli bir kesim açtır. Halbuki ekmekçil toplumlarda açlık daha az görülür.
Ekmek Yemenin Ahlaki Üstünlüğü
Ekmek yemenin et yemeğe ahlaki üstünlüğü de vardır. Beslenmek için bir başka canlıyı öldürmüyorsun. Halbuki et yemekle içimizdeki vahşi hayvanı beslemiş oluyoruz. Et yiyen toplumların özelliği de zeki olmaları değil, tamahkar ve saldırgan olmalarıdır.
Ekmek yiyen toplumlar daha barışçıl daha insani daha demokratik ve daha adil olurlar. Et yiyen toplumlarda olduğu gibi toplumun bir kesiminin açlığı söz konusu da olmaz. Ekmek herkesi doyurur.
Et yemek ise elitlere özgü olduğu için geriye kalan büyük bir kesim açlık çeker. Dışa karşı saldırgan bir toplum olduğu gibi kendi içinde eşitsiz bir gelir dağılımı barındırır.
24 Kasım 2021 Çarşamba
Ekonomik savaş filan yok, yanlış politikalarda ısrar var
Doların yükselişinin Erdoğan'ın faiz indirimindeki ısrarı nedeniyle olduğunu her halde herkes anlamıştır. Merkez Bankasının her faiz indirme kararında dolar zıplıyor. İndirmese o dolar durup dururken yükselmiyor. Arkadaşlar bunun adına Para Politikası deniliyor. Ne olduğunu nasıl işlediğini öğrenmek istiyorsanız internetten AÖF'ün Para Politikası kitabını indirip okuyabilirsiniz.
Para politikası şudur: Para politikası devletin merkez bankasını ve diğer finansal kuruluşlarını kullanarak aldığı kararlar ile para ve döviz piyasalarına yön vermesidir. Faizleri düşürmek bir para politikası aracıdır. Devlet bu hareketi yaptığı zaman para piyasasında mutlaka bir reaksiyonu olacaktır. Bu reaksiyon olumlu veya olumsuz olabilir, bir para politikası uygularken eğer olumsuz sonuç alıyorsanız uyguladığınız para politikasını değiştirmeniz gerekir.
Malesef 2018'den beridir Türkiye kararlı bir şekilde faiz indirme politikası uyguluyor. Faizleri indirmenin girişimciler için faydaları var. Bir iş girişiminde bulunmak isterseniz düşük faiz oranları ile kredi kullandığınızda başarılı olma ihtimaliniz yüksektir. Faizler düşük olduğunda insanlar parayı faize yatırmaz, buna karşın girişim sayısı artar, faizler yüksek olduğunda insanlar girişimden kaçınır parayı faize yatırır. Ancak bu tek denklem değildir. Girişim için faizlerin düşük olması yetmez. Para piyasalarının istikrarlı olması da önemlidir. Türkiye'de para piyasalarının bir istikrarı kalmamıştır. Dolayısı ile böyle bir pozisyonda faizleri düşürmek para piyasalarındaki istikrarsızlığı daha da derinleştiriyor. Böylece dolarizasyon yükseliyor. İnsanlar paralarını korumak için dolara (euro veya altın da fark etmez) yöneliyor. Böylece zaten yüksek olan dolar daha da yükseliyor ve Türk lirasının değeri daha düşmeye devam ediyor.
Şu anda Türk lirasının değerini sabitlemenin tek yolu malesef faizleri yükseltmektir. Çünkü insanların mevduatlarını TL'ye çevirmelerinin başka bir yolu yoktur. Şu anda yıllık faiz %15-20 arasındadır. Geçen sene 100 doları bozdurup faiz mevduatına yatıran bir kişi bu sene kazandığıyla beraber parasını tekrar dolara çevirirse ancak 70 dolar alabilecektir. Faiz geliri dolar artışı karşısında %30 gerilemiştir. Son 5 yıldır faiz oranlarının getirisi dolar artışı ile kıyaslanamaz. Hatta faiz kazancı, enflasyondan bile daha düşüktür. Yani geçen sene 10 ekmek parasını faize koyan bir kişi bu sene o parayla ancak 9 ekmek alabilecektir.
Faizi düşürme para politikasının Türk lirasını pul ettiği açık bir şekilde ortadadır. Bunda inat etmenin alemi yoktur.
Ayrıca NASS filan da demeyin. Nass'a göre yüksek faiz de düşük faiz de haramdır. Faizin haramlığının yüksek veya düşük olması ile bir alakası yoktur. İçki haramdır denildiğinde "çok içki içmek haramdır" anlamına gelmiyor. Çok da içmek az da içmek haramdır. Haramın azı çoğu olmaz. Dolayısı ile Nass'ı yanlış politikalarınıza alet etmeyin.
Bir değer konu da "ekonomik savaş", "ekonomik bağımsızlık", "dış mihraklar", "faiz lobisi" ajitasyonlarıdır. Yanlış politikalarda ısrar ediyorsunuz, kulağınızı başkasının sözlerine kapatıyorsunuz. Gideremediğiniz bir başarısızlığa düşünce de suçlusu dış mihraklar oluyor. Uygulamalarınızı yanlış bulanları eleştirenleri hainlikle suçluyorsunuz. Bu totalitarizmin klasik bir ajitasyonudur. Aynı Venezuela'daki gibi. Ülkeyi batır sonra da Amerika'yı suçla.
14 Ekim 2021 Perşembe
Başkanlık sisteminin başarısızlığı
Geçenlerde para piyasasında nisbi bir düzelme olunca Merkez Bankası faiz düşürdü. Bu durum serbest piyasa koşullarına aykırı. Bunu yapabilmen için çok çok güçlü bir ekonomin ve artı veren bir bütçen olmalı. O ikisi de bizde yok. Ve bu hata bıkmadan usanmadan tekrar tekrar yapılıyor. Tabi dolar yine fırladı ve Cumhurbaşkanı bu kez Merkez Bankası başkanı yerine üç yardımcısını görevden aldı.
Bu görevden alma olayı nedir?
Kamu Tercihi İktisadı sık sık başvurduğum bir açıklama modeli. Bürokratlar başarılı olursa terfi eder olmazsa görevden alınır. Aynısı hükümet için de geçerli. Başarılı oldukça seçilme devam eder. Ne zaman başarısızlığa düşerse de bir daha seçilmez.
Ancak benim bahsetmek istediğim başka bir konuydu. Bu güne kadar hükümetler her başarısızlığını "devleti yönetirken yeterince yetkim yok" diyerek sorunun sebebini daha fazla yetkide arıyordu.
Erdoğan'da 2018'de "bu kardeşinize yetki verin faizi doları" göreceksiniz demişti. Yani zaten çok fazla yetkisi olan Erdoğan yetkilerini maksimuma çıkardığında sorunlar çözülmediği gibi daha da katlandı. Demek ki mesele "çok ve bölünmemiş" yetki değil.
Parlamenter sistemin hayrını görmedik diyorlar.
Ama başkanlık sisteminin şerrini gördük.
11 Temmuz 2021 Pazar
Ekonomik bağımsızlık ve Yap-İşlet-Devret modeli
İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Kamu Yönetimi bölümünde iken Türkiye Ekonomisi dersinde 1923-1929 arası Cumhuriyet dönemi ekonomisi konulu kısa bir makale hazırlamıştım. Haliyle yazmadan önce onunla ilgili kaynak taraması yapıyor ve okumalar yapmıştım.
Olağanüstü olumsuzluklara rağmen ekonomik politikalar bakımından başarılı bir dönemdir. Bu dönemde ortalama yıllık %9 büyüme sağlanmıştı. Bu dönemin en önemli özelliği milli burjuvazi'nin oluşturulması ve ekonominin dışarıya bağımlılığının azaltılması idi. Bu yönüyle kendisinden bir önceki dönem (1913-1918) olan İttihat ve Terakki'nin Milli İktisat programının bir benzeri niteliğindedir.
Osmanlı ekonomisi özellikle kapitülasyonlar ile delik deşik olmuştu. Gümrüksüz vergisiz içeri giren yabancı mallar karşısında yerli üreticinin bir şansı yoktu. 1923'te Lozan'da çetin pazarlıklar sonucunda kapitülasyonların tümü kaldırılmıştı. Ne var ki gümrüksüz mal girişi 1929'a kadar devam edecekti. Yani 1929'a kadar kapitülasyonlar fiilen devam etti.
1923-1929 ekonomik programın en önemli özelliği hem dış sermayeye açık liberal bir program olması hem de "bağımsızlık" vurgusudur. 1923'te toplanan İzmir İktisat Kongre'sinde bu iki temel mesaj verilmiştir:
- Ekonomik bağımsızlık olmadan siyasal ve askeri bağımsızlık sürdürülemez.
- Dış sermaye kapitülasyon ayrıcalığı olmaksızın yerel yasalar ve kurallar çerçevesinde yatırıma davet edildi.
Devlet dış sermaye girişi ihtiyacına rağmen ekonomik bağımsızlığı temin etmek yönde tedbirler aldı. Çeşitli kamu ve özel sektör ortak girişimleri ile bazı ürün ve piyasaları dışarıya karşı korudu. Ülkede doğru düzgün yol yoktu. Demiryolları ağını arttırmak için büyük bir gayretle çalışıldı. Kaynak yetersizliği her bakımdan had safhada idi. BUNA RAĞMEN YABANCILARA ÖZELLİKLE ALMANLARA "YAP-İŞLET-DEVRET USULÜ" YAPTIRILMIŞ OLAN DEMİR YOLLARI ÜCRETİ ÖDENEREK MİLLİLEŞTİRİLDİ.
***
Bu paylaşımı yapmamın sebebi şu: Son dönemlerde ekonominin kötü yola düşmesi üzerine bazı arkadaşlar "bağımsızlığımızı sürdürmek için ödenmesi gereken bir bedel" olduğunu söylüyor. Gerçekten öyle midir? KİT'lerin yabancılara satılabildiği, yabancıların "Yap-İşlet-Devret" modeli ile 30, 50, 100 yıllığına tezgahını kurup parayı topladığı bir ekonomik model bağımsızlığı sağlıyor mu?
Yap İşlet Devret modelinde hazine zarar etmez. Ne garantisi verilirse verilsin devlet çok fazla ödeme yapmamaktadır. Bu kısmı doğru. Ama toplam bilançoda devlet ve millet zarar eder. 30 yıllığına yol yapıyor. Bugün garanti edilen geçiş miktarları dolmasa devlet ödüyor. Ama garanti edilen miktarın 20 katını aşarsa da devlete millete bir geri ödeme yapmıyor. Bundan 30 sene önce bir yol için garanti edilen geçiş miktarları ile şimdiki geçiş kapasitesi kıyaslanabilir mi? Bu süre içinde garanti edilen geçişin 100 katına bile çıkabilir. Girişimci yabancı ise o parayı alıp ülkesine götürecektir.
Diğer taraftan 30-50-100 yıl boyunca o yolu köprüyü kullanacak, kaymağını iyice emecek 30-50-100 yıl sonra da sana posasını bırakacak. Bugün yapılan yollar köprüler 30-50-100 yıl sonrasının ihtiyacını karşılayabilecek mi? Tabi ki hayır. Arada sadece girişimcinin muazzam kârı ve kazıklanan millet ve ülke olacaktır.
Yap işlet devret modeli yatırım için kaynak sorunu olan az gelişmiş ülkeler için uygulanabilir, yine de bu ülkelerin bağımsızlığını katiyen temin etmemekte bilakis onları büyük devletler için periferi (bağımlı) bir ülkeye dönüştürmektedir.








