26 Eylül 2014 Cuma

Telkin ölüye yapılır

Telkin ölüye yapılan bir işlemdir. Bu yüzden aslında yaşayan birine telkinde bulunamazsınız. Öyle ise telkin, insan bilincine değil, bilinç altına yapılır. Diri olanlara ise tezkir (öğüt verme, hatırlatma) yapılır.

***

telkin kelimesinin manası bu şekildedir.

laqqane, yulaqqinu telqin

ölüye gideceği yer hakkında şartlandırmak demektir.

***

Bize göre ölmüş olan birine yapılan telkini duyar. Çünkü her ne kadar bilinci bedeninden ayrılmışsa da bilinç altının yansımaları devam eder. Bu, uyuyan bir kimseye telkinde bulunmak gibidir. Basitçe "o zaten uyuyor ve duymuyor" diyerek geçiştiremezsiniz. o duymazsa bile bilinç altı hala fonksiyoneldir. Eğer ölüyü hiçbir fonksiyoneli olmayan bir leş parçası olarak görüyorsanız ona tegsil (yıkama), telkin (şartlandırma), tedfin (defnetme) işlemi yapmanız anlamsızdır.



Paylaş:

21 Eylül 2014 Pazar

Zırva Tevil ve Mantık

"Zırva tevil götürmez" diye deyim vardır güzel Türkçe'mizde. Toplumun kalabalık çoğunluğu malesef ZIRVA'lara inanıyor. Hal böyle olunca hakikat daima zayıf kalacaktır.

Mesela
"11 Eylül'ü CIA yaptı. ABD kendi kendini vurdu" zırvası gibi.
"El-Kaide yada IŞİD'in arkasında Amerika var" zırvası gibi.
...

Esasen mesele şudur: İnsanlar her izahatı her açıklamayı mantık sanıyorlar. Mantık kabul edilir temel önermelere dayanmak zorundadır. Bu temel önermelerin mantıksal bir sağlaması ise yapılamaz. Mesela 2x2=4. Bu açık bir gerçekliktir ve mantıksal bir sınaması yoktur. Bilakis mantıksal işlemlerin kendisi bu gerçekliğin kabulüne dayanır. Şimdi temel mantık önermelerine bir zırva eklendiği zaman artık her türlü saçma yorum gerçek olarak kabul edilebilir.
Paylaş:

19 Eylül 2014 Cuma

Ölümün Beş Aşaması

Ölümün beş aşamada gerçekleştiği söylenir:
  1. İnkar
  2. Öfke
  3. Pazarlık
  4. Umutsuzluk
  5. Teslimiyet
Teslimiyet anında artık gidersin. 😊

Gariptir ki her kaybediş ve her çöküşte bu aşamaları izleyebilirsiniz. Önce karşındakinin bir hiç olduğunu sana bir şey yapamalacağını düşünürsün. (inkar) sonra ona karşı öfkelenirsin, aslında öfkelenmek kısmi kontrol kaybı anlamına gelir. Sonra düşmanın (ölüm yada her ne ise) pes etmediğini görürsün. Senden bazı kazanımlar elde ettiğini bazı şeyleri kaybedebileceğini düşünürsün. Artık pazarlık aşaması en azından bir miktarını sürdürübilmeyi amaçlar. Fakat sonunda hiçbir şeyi kurtaramadığını anlarsın ve umutsuzluğa kapılırsın. Umutsuzluk derin bir depresyona dönüşür. Çaresizlik hissi, yerini teslimiyete bırakır.

Allah rahmet etsin.
Paylaş:

24 Nisan 2014 Perşembe

Görgü Kuralları ve Nezaket

Görgü kuralları toplumda yazılı olmayan ve hukuki cezası bulunmayan, ancak bir toplumun karakteristik özelliğini yaşatan kurallardır. Bu kurallar, birlikte yaşamayı kolaylaştıran niteliktedirler. Bir birey toplumun görgü kurallarına uymadığında ayıplanır ve dışlanır. Nezaket ise ilişkilerde ince davranışlar sergilemektir. Bunlar iç içe geçmiş, birbirini tamamlayan kavramlardır.

Görgü ve nezaket kurallarına uymak kişiyi toplumda sevilen ve sayılan bir kişi haline getirir. Böyle bir kişi toplumda saygılı, edepli, terbiyeli olarak anılır. Bu kuralları çiğnediğinde kişiye görgüsüz, cahil, kaba saba, saygısız ve benzeri yakıştırmalar yapılır ve kınanır. Görgülü olmak, ölçülü ve kurallı davranmaktır. Görgüsüzlük de ölçüsüzlük, kuralsızlık, sınır tanımamazlık demektir.

Nezaketli olmak saygılı olmaktır. İlişkilerde pozitif davranmak, hak ve hukuka riayet etmek demektir. Nezaketsizlik ise kin, saygısızlık, çatışma ve gerginlik yaratan davranışları sergilemektir. Muhatabını küçümsemek, başkalarını yargılamak, insanları tasnif edip aşağılamak, sürekli tartışıp, muhalif bir dil kullanmak, gerilim yaratmak hep nezaketsizliğin yarattığı sonuçlardır.

Görgü ve nezaket, giyim kuşama, temizlik ve zerafete önem vermektir. Giysinin topluluk, yer ve zamana uygun olmasına özen göstermektir. Başkalarını rahatsız edici davranışlardan sakınmaktır. Oturuşuna kalkışına dikkat etmektir. Eleştiriyi yerinde ve zamanında yapmaktır. Gerektiğine özür dileyebilmektir. Gıybet ve tecessüs etmemektir. Konuşurken yalan söz konuşmamak, konuşmasında abartıya ve övgüye kaçmamaktır. Uygun olmayan el ve söz şakalarından kaçınmaktır. Genel olarak büyüklerin önünde beylik laflar etmek ukalalık olarak kabul edilir. Görgülü ve nazik olmak, olgun bir kişiliğe; yaşına ve başına uygun bir davranışa sahip olmaktır.

Nezaket güzel ahlaklı, iyi ve yumuşak huylu olmaktır. Öfkelendiğinde öfkesini yenmektir. Küçük meselelere karşı hırs yapmamaktır. Dostlukta ve sevgide küçük hesap yapmamaktır. Mütevazi ve alçakgönüllü olmaktır. Doğruluktan ayrılmamak, adalet sahibi olmaktır. Kötülüğe kötülükle değil, iyilikle karşılık vermektir. Anlayış göstermek, samimi, hoşgörülü ve güleryüzlü olmaktır. Büyüklerine karşı saygı, küçüklerine de sevgi göstermektir.

Nezaket, kendini karşındakinden daha fazla önemsediğini karşındakine hissettirmemektir. Karşındakine önem verdiğini hissettirmektir. Nezaket, karşındakini önemsemektir.

Atalarımız “acı söz adamı dininden, tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır” demişlerdir. İşte bu, hep nezaket kültürüdür.

Mevlana sevgi ve nezakete dair bir hikaye anlatır. Güneş ve rüzgar kendi aralarında yoldan geçmekte olan bir adam hakkında tartışmışlar. Rüzgar güneşe ben senden daha güçlü ve etkiliyim işte bu adamın ceketini çıkartacağım demiş. Adamın üzerine sert bir şekilde esmiş, fakat adam rüzgardan kendini korumak için ceketine daha sıkı sarılmış ve rüzgar başarılı olamamış. Bunun üzerine güneş, “gördün mü, beceremedin, işte gör ben senden daha etkiliyim” demiş. Bulutun arkasından gülümseyerek adamın üzerinde parlamış ve ortalığı ısıtıvermiş. Yaşlı adam hemen ceketini çıkarıp neşe içinde yürümeye başlamış. Güneş rüzgara demiş: “Nezaket ve dostluk, sertlik ve kabalıktan daha güçlüdür.” Hayat, sevgide, nezakette ve tebessümde güzeldir.

Mevlana şöyle der:
Sevgide güneş gibi ol,
Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol,
Hataları örtmede gece gibi ol,
Tevazuda toprak gibi ol,
Öfkede ölü gibi ol,
Her ne olursan ol,
Ya olduğun gibi görün,
Yada göründüğün gibi ol.

İşte görgü ve nezaket de budur.
Paylaş:

25 Aralık 2013 Çarşamba

Belam bin Baura (Diliniyutmuş Bağıranoğlu)

İslami mücadelede zulmün sac ayakları vardır ve bunların tümü Musa'nın mücadelesinde tebarüz eder: Firavun, Haman, Karun, Samiri ve Belam. Bunların her birisinin ötekilerden farklı bir işlevi, bir fonksiyonu vardır. Şu anki konumuz Belam.

Paylaş:

30 Kasım 2013 Cumartesi

Sevdiklerine "Hayır" demenin yolu

Mario Puzo'nun ünlü Baba (The Godfather) isimli kitabında şöyle bir sahne geçer. Don Carlione'nin oğlu Michel işleri devralır ve danışmanları olan Tom Hagen'i devre dışı bırakır. Hagen bu işe itiraz eder, ancak Michel kesin olarak "hayır" diyerek onu tersler.

Hagen Michel'e, "sen herşeyi öğrenmişsin ama sevdiklerine nasıl hayır denileceğini öğrenememişsin" der. Michel Baba'ya gider; "bana herşeyi öğrettiniz ama sevdiklerime nasıl hayır denileceğini öğretmediniz, şimdi bana onu öğretiniz" der.

Baba şöyle der: "Sevdiğin insanlara ‘hayır’ diyemezsin. Hiç olmazsa sık sık. İşin sırrı burada. Ama hayır demek zorunda kalırsan bunu, ‘evet’ demek dercesine söylemelisin. Ya da onları ‘hayır’ demek zorunda bırakacaksın. Sabırlı olmalı, zamanı beklemelisin."
Paylaş:

14 Kasım 2013 Perşembe

Sare (sara, sarah) kelimesinin etimolojisi

"Sare/sara/sarah" kelimesinin anlamı ve etimolojisi hakkında daha önce yazmıştım, ama tekrar etmekte fayda var. Sare mutlu oldu, sevindi anlamına gelir. Arapça'daki mutluluk anlamına gelen sürur/mesrur kelimesi ile aynı kökten gelir. Hinduizm'de Brahmanın eşi olarak geçen Saraswati kelimesi de sanskritçeye göre "Sare mutlu oldu" anlamına gelir.
Paylaş:

12 Kasım 2013 Salı

Merhaba Kelimesi Süryanice mi?

Bazıları "Merhaba" Süryanice’dir demiş. Bu göre Mar+haba: "Mar" (mor) Süryanice’de yüce, ulu anlamında olup genellikle azizler için kullanılır. Mor Gabriel gibi... "Haba" da sevgi demektir. Bu durumda "Merhaba", yüce olanın, Tanrının sevgisi anlamına gelirmiş. 


Paylaş:

Keşiş hikayecidir

Keşiş, hikayeci demektir. Onlar aslında gezgin dervişler yada misyonerlerdi. Dünyayı geziyor ve farklı hikayeleri devşiriyorlardı. Böylece onların anlatacak çok hikayeleri vardı.


Paylaş:

16 Eylül 2013 Pazartesi

Söz Konusu İsa


Yuhanna İncili şöyle başlıyor:

"Başlangıçta Söz vardı, Söz Tanrı ile birlikte idi ve Söz Tanrı idi."

Ortaçağda Müslüman kelamcılar arasında "Kuran'ın Mahluk olup olmaması" tartışılıyordu. Kuran mahluk mudur, yoksa ezeli midir? Bu tartışmaya Hristiyan filozofları da büyük bir rağbet göstermişlerdir. el-Kindi'nin bu konuda çeşitli hristiyan filozofları ile bu konuda tartışma ve reddiyeleri vardır.

Bu tartışmanın ve başlangıçtaki sözün anlamı şudur. Eğer Sözü ezeli ve Tanrı'nın kendisi olarak kabul edersek, o zaman "Allah'tan bir kelime" olarak kabul ettiğimiz İsa'yı da ezeli ve la-mahluk olarak olarak kabul etmemiz gerekiyordu.

Bence bu sözün açmazı şurada: İsa Söz değil, Sözcük idi, Kelam değil, Kelime idi.
"Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah’ın sözleri yazarak yine de bitiremezdi. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Lokman 27)

Allah'ın sonsuz sayıda kelimesi vardır ve İsa da Allah'ın sonsuz sayıdaki kelimelerinden sadece bir kelimedir.
Paylaş:

Blog Arşivi

İletişim

Ad

E-posta *

Mesaj *