29 Aralık 2024 Pazar

Narin cinayeti yargı toplumsal baskı örneği

Narin cinayeti yargı üzerindeki toplumsal baskının tipik bir örneğidir. Mahkeme somut ve tatmin edici kanıtlara değil, yaygın toplumsal kanaatlere göre karar verdi. 

Diyarbakır'da 8 yaşındaki önce kayıp sonra öldürülmüş halde bulunan Narin davasında mahkeme karar vermiş. Narin'in annesi, ağabeyi ve amcası ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırıldı. Narin'in cesedini yok etmek üzere gömen Nevzat Bahtiyar ise 4 yıl 6 ay ceza aldı. Ayrıca onun cezasında 6 aylık bir indirim de yapıldı.

Bu bana cumhuriyet tarihinin en hukuksuz ve en saçma davası gibi geliyor. Bir kere mahkemeler somut delillere göre karar verir. Ailesinin Narin'in öldürülmesinde hiçbir somut delile ulaşılamadı. Ayrıca aileden hiçkimse bu suçlamaları kabul etmedi. Cesedi gömen ve gerçek suça iştiraki kesin olan Nevzat Bahtiyar ise resmen aklandı. Birine kafa atıp dişini kırsa bundan fazla ceza alırdı. Neye göre, hangi delile göre verdiler bu kararı? Toplumun saçma sapan komplocu kanaatine göre tabi ki! 

İnşaallah Yargıtay temyizine kalmadan İstinaf mahkemesinde bu mantık ve hukuk dışı karar bozulur.

---

Narin cinayetinde Nevzat Bahtiyar cesedi gömen ve gömdüğü yerden çıkaran kişidir. Ailesinin Narin'i öldürdüğü bilgisi de Nevzat'ın ifadelerine dayanıyor. 

Nevzat sorgu sırasında birçok kez ifade değiştirdi ve çelişkili açıklamalarda bulundu. İlk önce kızı amcanın öldürdüğünü ve cesedi kaybetmem için bana 200 bin lira para vermeyi teklif etti dedi. Sonra ifadesini değiştirdi ve para için yapmadığını amcanın beni ölümle tehdit ettiği için cesedi saklamayı kabul ettiğini söylüyor. 

Nevzat "amcası bana dedi ki, ben onun annesi ile yattım ve o beni gördü, ben de onun için onu öldürdüm, şimdi bu cesedi kaybedeceksin" dedi. Yani amca Salim yengesi (Narin'in annesi) ile ilişkisi ortaya çıkmasın diye Narin'i öldürüyor ama ortaya çıkmaması gereken bu önemli sırrı çok rahat şekilde Nevzat'a anlatıyor. Bütün kozları Nevzat'ın eline veriyor. Akıl alır gibi değil.

Toplumun genel kanaatine göre aile bir şekilde öldürülen Narin konusunda bilgisi olduğu halde suçu toplu olarak gizlemiş. 

Peki tamam aile bu cinayeti saklamak için bu kadar büyük bir işbirliği yapıyorsa cesedi gömmesi için neden Nevzat'a verdiler? Küçücük bir cesedi gömmek o kadar zor mu? Sonra Nevzat gibi at hırsızı suratlı birine bu konuda nasıl güvenebilirler? Hem de amca anne ile gayri meşru gizli ilişkisini de hemen Nevzat'a anlatmış. Nevzat cesedi alıp direkt polise gitse ne yapacaklar? Nevzat'ın gidip köy kahvesinde ailenin çocuğunu öldürdüğünü, amcanın anne ile yattığını anlatmayacağını kim söyleyebilir? Yani bütün suçlarını saklaması için Nevzat'a nasıl güvenirler? Böyle bir saçmalık olur mu? Eğer aile bunu yapsaydı Nevzat'ın ruhu bile duymazdı. 

Neticede 

  • Nevzat'ın Narin'in cesedini gömdüğü kesindir. 
  • Nevzat çelişkili ve mantık dışı ifadelerle amcayı ve aileyi suçladı. 
  • Aile içinde hüküm giyenler de diğerleri de bu suçlamaları kabul etmedi. Zaten iddilar da temelsiz ve mantıksız.
  • Ailenin bir iştiraki olduğuna dair hiçbir delil yok. Mesela amcanın whatsapp mesajlarını silmesi bir delil değil. Belki başkasının görmesini istemediği mesajlar vardı. Bunun gibi şeyler şüphe olabilir ama delil olamaz.
  • Peki ya bunlar gerçekten ölümünde bir parmağı yoksa?

Sonuç olarak suçunu kabul etmeyen ve hakkında bir tanık veya açık bir delil de olmayan birini o suçu işlemiş gibi yargılayamazsınız.


 

Paylaş:

Zaman Suriye'de neyi ortaya çıkardı

"Zaman her şeyi ortaya çıkarır!" 

"Göreceğiz, kimin haklı olduğunu zaman gösterecek!"

Bu tür klişe lafları çok duymuşsunuzdur. Ben bu tür tarih okumalı yargılara hiç katılmıyorum. Şöyle ki: Zaman bir şeyleri kanıtlamaz mı? Kanıtlamaz. Çünkü o kanıtlar zaten vardı. Sen görmüyordun, senin görmek istemediğini Kronos tanrısı sana gösteremez. 😃

Zaman yeni kanıtlar ortaya çıkarır. Fakat kanıtları kabul etmek veya görmezden gelmek insanların doğasında var. 

Suriye devrimi kuşkusuz bize çok açık bazı kanıtlar sundu. Bunlar nelerdir:

Birincisi Suriye hapishanelerindeki korkunç şartların durumu. Tecavüz sonucu hapishanelerde doğan yüzlerce çocuk. Pres makineleri, ceset yakma fırınları, asit tankları... Böyle şeyler bir hapishanede neden bulunsun? 

İkincisi toplu mezarlar. Her yerden toplu mezarlar çıkıyor. Hapishaneden çıkanların tanıklığına göre Saydyana hapishanesinde günde ortalama 50 kişi infaz ediliyordu. Şam yakınlarında bulunan bir toplu mezarda 100 binden fazla ceset olduğu tahmin ediliyor. Bunları tamamen ortaya çıkarmak için uluslararası destekli büyük bir organizasyon gerekir.

Üçüncüsü her yerde bulunan uyuşturucu üretim atölyeleri ve depoları. Kuneytra'daki Hizbullah üssünde dahi bir uyuşturucu deposu bulundu. İslami Direniş (!) Suriyesi Orta Doğu'nun uyuşturucu ağının merkezi haline gelmişti. 

Dördüncüsü İrancı İslamcılar, Suriyeli devrimcileri NATO mücahitleri diye nitelendirirken onlar Suriye'nin her yerinde cemaat namazları kılıyorlar. Şam, Humus, Hama üniversitelerinde kuruldukları günden bu yana ilk kez öğrenciler toplu namaz kıldılar. Şimdi elinizi vicdanınıza koyup karar verin, hangileri müslüman? Bunlar mı yoksa laik Esed'in uyuşturucu baronları mı? Neden Hizbullah ve İran'ın Kudüs tugayları örneğin Tahran'da olduğu gibi Suriye'nin herhangi bir yerinde toplu namaz kılmadı? Kıldı diyen varsa bana haber ve foto atsın lütfen!

Beşincisi İrancılar Suriye mücahitlerini mezhepçi ve tekfirci diye niteliyorlardı. Ama Halep'in kurtarma operasyonu başladığı günden bu yana kuvvetle bir şeyi ifade etti Suriye müslümanları: Mezhepçiliği reddediyoruz. Suriye'de varolan hiçbir mezhep ayrıma tabi tutulmayacak. Bunlar yüzyıllarca varolduğu gibi yine varolacaklar dediler. Ahmet el-Şara dedi ki, "1400 yıl önce yaşananlar yüzünden Suriye halkından intikam almaya geldiler. Bizim 1400 yıl önce yaşanan tarihi olaylarla ne alakamız var?" Ben de başından beri söyledim, mezhepçi olanlar sünniler değil, Şii/Rafizilerdir. 

Altıncısı devrimin ABD NATO ve İsrail eliyle olduğunu iddia edenler var. Peki müslümanlar Şam'a girerken İsrail neden Suriye'nin her yerini bombalıyordu? İsrail Esed ülkeden kaçtığında Suriyenin stratejik 500'den fazla yerini bombalayıp tahrip etti. Bunların arasında hükümet binaları, mühimmat depoları, hava alanları, tersane ve limanlar da yer alıyor. Bunlar NATOcu ise ellerine silahlar geçmesin diye neden İsrail her yeri bombaladı? İsrail bunların neden "İslamcı ve terörist olduğunu açıklıyor?" Hizbullah lideri Naim Kasım neden "yeni Suriye hükümetini İsrail konusunda henüz yargılayamayız, İsrail ile normalleşme gerçekleştirmeyeceklerini umuyorum" dedi?

Bunlar kendinize sormanız gereken sorular!

Bir de cevaplar var:

HTŞ'nin uluslararası ilişkilerde normalleşmesi konusu: 

ABD ve Batı dünyası HTŞ ile normalleşme yaşamak istiyor. Çünkü herşeyden önce tüm dünyayı ve özellikle Avrupa'yı etkileyen bir mülteci sorunu var. Esed mülteci sorununu çözmeyi reddettiği veya çözemediği için AB ve ABD Esed ile görüşmeleri durdurmuştu. Yeni hükümet mültecileri geri almak istiyor ve uluslararası arenada normalleşme yaşaması durumunda böyle bir potansiyeli de var. Ayrıca HTŞ Suriye'deki pekçok aşırılık yanlısı grubu kontrol altına alabilecek gibi görünüyor. Çok hoşlarına gitmese de HTŞ ile normalleşmek istiyorlar. Yeni rejim başta Körfez ülkeleri olmak üzere otoriter Arap rejimlerinin de hoşuna gitmiyor. Ancak onlar da kerhen de olsa Suriye ile normalleşecekler. Rusya zaten normalleşmek istiyor ve HTŞ'yi terör listesinden çıkarmayı şimdiden kabul etti. İran da normalleşmek istiyor, ama diğer taraftan Suriye'deki elde ettiği Şii nüfusunun kazanımlarını kaybetmek endişesi ile gerektiğinde Şiaları ayaklanmaya çağırıyor. Geçen hafta İran dini lideri Hamaney'in ve İranlı bir generalin Suriyedeki şii gençlerine bu şekilde açık bir çağrısı oldu ve Humus'ta küçük çaplı bir isyan çıktı. Ancak bu tür kalkışmalar Suriye'deki tüm şii nüfusunun tasfiyesi ile sonuçlanacağı aşikardır. Nitekim Humus'taki şii isyanına karşı Suriye'nin bir çok şehrinde ve ilçesinde hükümetle dayanışma gösteren ve şiilere karşı mücadele etmeye hazır olduklarını söyleyen sivil gösteriler de yapıldı. Suriye halkının zaten yeterince nefretini kazandınız, oturun oturduğunuz yerde!

İsrail ile normalleşme:

İsrail ile normalleşme tabi ki olmayacak. Mısır, Ürdün ve son zamanlarda İbrahim anlaşmaları ile ilişkileri başlatan BAE dışında hiçbir Arap ülkesi İsrail'i tanımıyor zaten. İslamcı bir Suriye rejiminin İsraili tanıması için de bir sebep görünmüyor. Kaldı ki Esed'in devrilmesinden bu yana İsrail Suriye'ye 500'ü aşkın hava saldırısında bulundu ve Golan'ın Suriye tarafındaki bazı yerlerini de işgal etti. Bunlar normalleşmenin değil, çatışmanın ayak izleridir. HTŞ henüz İsrail'e saldırmadı ve bu en akıllıca yoldur. Popülizme gerek yok. Zamanı geldiğinde Suriye halkı elbet cevabını verecektir.

SDG/PYD sorunu:

SDG/PYD Suriye'nin bütünlüğünü tehdit eden temel sorunlardan biridir. Ancak bunların Suriye'de bir geleceği yok. Kuzeyde Türkiye, batıda SMO (Türkiyeye bağlı gruplar) ve güneyde HTŞ tarafından ablukaya alınmış durumdadır. Mevcut kazanımlarını elinde tutması mümkün görünmüyor. Hali hazırda SDG 150 bin kişiyi bulan dev asker kapasitesi ile Suriye'nin en büyük silahlı gücüdür. İyi eğitilmiş militanları, iyi bir cephanesi ve tünel ağları ile iyi bir direniş sergilese de alan kaybetmeye devam ediyor. Türkiye bölgedeki Rus ve Amerikan birliklerinin çekilmesi için baskı yapıyor. HTŞ de düzenli ordusunu kurduktan sonra buraya güç aktarmaya devam edecek. SDG/PYD konusunu başka bir yazıda daha ayrıntılı ele alabiliriz. 


 

Paylaş:

9 Aralık 2024 Pazartesi

İsrail'in Filistinli çocukları öldürmesi Hamas'ın suçu mu?

İsrail'in eski başbakanlarından Golda Meir "Bu Araplardan bize kendi çocuklarını öldürttükleri için nefret ediyorum" demişti. O kadın bu sözü Hamas'ın kuruluşundan 15 yıl önce 1967'de söylemişti.
Hamas'ın yaptığı da bu. Bu Filistinleler (Hamas'tan önce de) hep böyle. Durmadan kendi çocuklarını İsraile öldürtmek istiyorlar. Bu yüzden İsrail'in 18 bin çoluk çocuğu öldürmesi Hamas'ın suçu. 
Siyonistlerin de Siyonist-severlerin kafasının çalışma şekli bu. 

Ee öldürme, sana zorla yaptıran mı var? Farzedelim ki bir terörist sana saldırsa, bu sana onun çocuğunu öldürme hakkını vermez ki. Yani "bana çocuğunu öldürtüyor" demek nasıl bir mantıktır?

İsrail sivil ölümlere çok dikkat ediyormuş. Gerçekten de öyle. Çünkü öldürdükleri zaten tümüyle sivil insanlar. Sivil öldürmek hatta çocukları öldürmek değişmeyen bir İsrail politikasıdır. 

2000 yılında Muhammed Durra babasının arkasında saklanırken İsrail askeri babaya değil çocuğa ateş edip öldürdü. O zaman Charles Enderlin isimli Fransız bir gazeteci olayı kaydedip yayınladığı için dünya bundan haberdar oldu. Yoksa binlerce Filistinli'nin akibeti bu. Anne babalarından önce çocuklarına ateş ediyorlar. Çünkü çocuklar daha da tehlikelidir, onlar yakında büyüyüp militan olacaklardır. Algı böyledir ve doğrudur da.

İsrailliler ancak Filistinliler güvende oldukları zaman güvende olabilirler. Siyonistler zannediyor ki, Hamas'ın gücünü kırarsam bir daha bana tehlike arzetmeyecek. Ama bu kuru bir vehimdir. Çünkü Hamas'ın gücünü kırarsan daha güçlü bir Hamas gelir. Elbette Hamas'ın bu kadar güçlenmesinin sebebi İsrail'dir. Sen Filistinlilere bu kadar zulmedip bu kadar baskı yaparsan senden daha fazla nefret edenleri daha fazla güçlendirmiş olursun. 

İsrail sadece Gazze'de değil, Hamas'ın hiçbir etkisinin olmadığı Batı Şeria'da 7 Ekim'den bu yana 260'tan fazla Filistinli'yi öldürdü. Günlük ortalaması 4-5 kişi. İsrail hapishanelerindeki Fetih hareketi liderinden Mervan Barguti bugün Batı Şeria'da ayaklanma çağrısında bulundu. Aşırılıkçıların yönettiği bir İsrail barışı değil ancak savaşı tırmandırır.

 İsrail Gazze'de soykırım yapıyor. Amaç belli Gazzeyi ve Gazzelileri yok etmek veya buradan temelli sürmek. Önce sivillerin Gazze'nin kuzeyinden güneyine gitmesi için tehdit etti. 1.5 milyon insan güneye geçince bu sefer bombardımanı ve operasyonlarını güneye kaydırdı. Gazze'de günlük ortalama 300 insan ölüyor. İsrail de bombalarının boşa gitmesini istemiyor. Bir araya toplasın ki öldürmek daha kolay olsun.


 

Paylaş:

Suriye, hapishane mi mezbahane mi?

Suriye hapishaneleri ile ilgili gelen haber ve görüntüler korkunç... Elbette bunları daha önce de çok duyduk. Bununla ilgili makaleler kitaplar da yazıldı.

Suriye'de yüzlerce hapishanede yüzbinlerce insan yaşıyor. 43 yıl öncesinden kalma mahkumlar da çıkarıldı. Fakat yaşlı mahkum ender görülen bir şey. Videolarda boşaltılan koğuşlardan hep genç insanların çıkarıldığı görülüyor. Sürekli infazlar yapıldığı için o kadar yaşlı kişilerin görünmemesi doğal olmalı. 

Bazı hapishanelerin yerleri henüz bulunamadı. Bulunanların ise tüm katlarına ve hücrelerine ulaşılamadı.

Şam'ın yakınlarındaki 1,4 km'lik 8 futbol sahası büyüklüğünde devasa bir alanın üzerinde olan Saydnaya hapishanesi Suriye'nin en büyük işkence ve infaz merkezidir. 

Devasa büyüklüğüne rağmen yerin altında 3 kat gidebilmektedir. Her katta onbinlerce mahkum bulunuyor. Katlar arasındaki geçiş gizli olduğundan bazı duvarları delerek alt katlara ulaşılmaya çalışıldı. Hala ulaşılamayan katlar ve hücreler bulunuyor. Hapishanenin tümünün çözülmesi belki haftalar sürebilir. 

Fetih Medya'nın haberine göre birinci kotta 40 bin, ikinci kotta 80 bin mahkum çıkarıldı. Gizli hücrelerin olduğu en aşağıdaki üçüncü kotta da 30 bin mahkum olduğu tahmin edilir. 

Kadınlar koğuşundan yaşları 20-37 arasında olan 11,700 kadın çıkarıldı. Bunlar askerlerin tecavüz etmesi için tutulduğundan çoğunun tecavüzden birçok çocuğu da var. Kadınlardan biri "19 yaşında hapishaneye girdiğimde bekardım şimdi 32 yaşındayım ve babasının kim olduğunu bilmediğim çocuklarım var" diyor. Muhtemelen o yaşın üstündeki yaşlanan kadınları de serbest bırakmak bahanesi ile çıkarıp infaz ediyorlar. 

Mahkumlara hiçbir bilgi verilmiyor. Dünyadan tamamen soyutlanmış durumdalar. Hücrelerden çıkarılan bazıları eski mahkumlar Hafız Esad'ın öldüğünü bile bilmiyor. Saddam tarafından kurtarıldıklarını sananlar bile varmış. Yerde çıplak betonda yatıyorlar. Bir koğuş sistemi, yatak, oturak, tv, radyo vs kesinlikle hiçbir şey yoktur. 

Yine tahminen 20 yaşlarında bir genç videoda "Allaha yemin ederim ki ben ve yanımdaki bu adamın idamı bugün yarım saat öncesine planlanmıştı, bugün kurtarılmasaydık 54 kişi idam edilecekti" diyor. Uluslararası Af Örgütünün 2017 tarihli raporunda da hapishanede düzenli olarak her hafta iki kez idam infazları gerçekleştirildiğini söylüyor. 

İdam edilenlerin cesetleri için bir demir pres makinesi bulundu. İplerle boğulan mahkumun cesedi daha sonra demir pres makinesi ile ufaltılarak cuvallara dolduruluyor ve böylece dışarda yok edilmesi daha kolay sağlanıyor. 

Hapishane ile ilgili şu an yeni gördüklerimiz devasa korkunç trajedi aslında önceden de biliniyordu. Örneğin internetten tarattığımızda 2016, 2017, 2019 tarihlerinde Uluslararası Af Örgütü gibi uluslararası kuruluşların hapishane hakkındaki yayınlanmış raporları görülebiliyor. 

Elbette bu konu bundan sonra epey gündeme gelecek ve konuşulacak. Saydnaya hapishanesi Kamboçyadaki Kızıl Kmerlerin Soykırım Hapishanesinden daha kötü olabilir. Benim şimdilik söyleyeceklerim bu kadar.


 

Paylaş:

Esed'in Baas rejimi neden bir devlet değildi?

Esed'in Suriye Arap Cumhuriyeti neden bir devlet değildi?

Bu sorunun cevabını anlamak için önce devletin ne olduğunu anlamak gerekir. Siyaset biliminde modern anlamdaki "devlet" tanımı üç temel unsuru içerir:

  1. Sınırları belirlenmiş bir vatan
  2. Kültürel ve tarihi bağlarla birbirine kenetlenmiş bir halk
  3. Kanun ve hukuk ile oluşturulmuş egemen bir siyasal teşkilat

Tek kelimelere indirecek olursak: Vatan, millet, egemenlik

Bu üç maddenin hem nicel hem de nitel varlığı, ele alınan teşkilatın bir devlet mi yoksa bir mafya veya çete mi olduğunu gösterir. 

Esed'in devleti 2011 Suriye devriminden bu yana bir çok bakımdan tartışmaya açıktır. Bir kere "halk" unsurunu dışlamıştır. Onun baskıları nedeniyle milyonlarca Suriyeli komşu ülkelere kaçmış, ülkesi ve devleti de halksız kalmıştır. Yine Esed kendi ülkesinde egemenliğini sağlayamamış ve bunun için İran ve Rusya'ya bağımlı hale gelmiştir. Egemenliğini sürdürebilmesi için tek bir ülke dahi yetmiyor, iki ülkenin tam desteğine yaslanır hale gelmiştir. 

Diğer yandan Suriye devlet teşkilatında bir hukuk düzeninden söz etmek de tartışmalıdır. Hukuk düzeninin en önemli ilkesi yargılama konusundadır. Bir mafya çetesinin de kanunları ve yargılaması vardır. Ancak devlet yargılamısını bundan ayıran temel şey yargılamaların askeri veya idari birimler tarafından değil, bağımsız mahkemeler tarafından yürütülmesidir. Bir askeri makam, bir polis teşkilatı yöneticisi veya kaymakam vali gibi idari bir yönetici bir vatandaşı yargılayamaz. Onun yargılamasını ancak bir savcının kovuşturduğu mahkemede mümkün olabilir. 

Halbuki Esed devletinde siyasi mahkumlar mahkemeye çıkarılmazlar. İdari ve askeri birimler onları yargılar ve idama mahkum ederler. Benzer bir durumu da İsrail'de Filistinlilere karşı görüyoruz. Mahkemeye çıkarmadan sırf idari işlem ile bir Filistinliyi yıllarca hapiste tutabiliyor. 

Evet Esed rejimi de İsrail de birer çete rejimidir.




Paylaş:

Blog Arşivi

İletişim

Ad

E-posta *

Mesaj *