21 Mayıs 2022 Cumartesi

Bugünü geçmiş ile kıyaslamanın dayanılmaz yanlışlığı

Dubainin 26 yıl içindeki değişim hali

Hükümetin taraftarları olan kişiler sık sık eskiye referans vererek yapılan icraatın takdir edilemediğini dile getirirler. Mesela 1970'lerde tüp ve yağ kuyruklarının olduğu defaatla dile getirilmektedir. Hükümet iş yapıyor mu yapmıyor mu ayrı bir konu ama bu işin aslı öyle değil.

Mehmet Barlas da 20 Mayıs 2022 tarihli Sabah'taki 19 Mayıs ve Bilinçli Gençlik başlıklı günlük yazısında bu konuya değinmektedir. Barlas şöyle diyor:
"Bir de sanki "eskiden her şey varmış gibi davranan ve yeni yatırımların kıymetini bilmeyen" gençlik de var. Onlara ulaşmak gerçekten zor. Siyaset mutlaka bunun bir yolunu bulmalı. Mesela ben askerliğimi 1974'te Antalya'da yaptım. Bugün bir turizm merkezi olan Antalya'nın o tarihlerde doğru düzgün bir oteli bile yoktu. Çocukluğumda Ankara'dan İstanbul'a ya otomobille 12 saatte ya da trenle 9.5 saatte giderdim. Bütün bunlar günümüz gençliği için inanılması zor hikâyeler gibi geliyor."
1974 doğumlu olarak her ne kadar X Kuşağında yer alsam da ben de Mehmet Barlas'a göre oldukça genç sayılırım. Fakat kendisinin anlattığı yokluklar da son derece aristokratik örnekler. Çok daha kötülerini hatırlıyorum. Köyde elektriklerin (1980'lerde geldi), Midyat merkezinde su şebekesinin olmadığı günlerimiz vardı. Su şebekesi de 80 ve 90'larda geldi. Köyde tuvaletlerin ilk yapıldığı zamanları hatırlıyorum. Ondan önce köyde tuvalet sadece camilerde vardı. Evlerin avlusunda mezbele tuvalet yerine kullanılıyordu. Yani köyde geçen çocukluğumuzun ilk zamanları neredeyse Ortaçağ'a benziyordu. Rahmetli ninemin köyde, takas ederek yumurta verip çay ve şeker aldığını hatırlıyorum. Köyde imam, berber, dişçi (diş çekimi yapan), kırıkçı vb hizmetleri yapanlar para almazdı. Ancak ürünlerin hasat döneminde bunların payları gönderilirdi.

Bu sadece Türkiye'de değil tüm dünyada böyledir. Motorlu taşıtların, sanayi ve endüstri ürünlerinin insanlığın hayatına girmesi bundan yaklaşık 150 yıl önce başladı. 80'li yıllarda internet ve cep telefonu diye bir şey yoktu. Evet Pentagon'da kullanılıyordu ama günümüz interneti ile kıyaslanınca o bile son derece ilkel kalmaktadır. Bundan 50 yıl önceki dünyanın en gelişmiş bilgisayarları, günümüzde Z kuşağı çocuklarının elindeki bir IPhone telefonuna kıyasla son derece ilkel kalacaktır. 1991'de Turgut Özal'ın Amerika'da Bypass ameliyatı olduktan sonra Türkiye'ye Teleks ile bağlanarak canlı yayında Ankara ile görüntülü görüşme yapması o günün koşullarında muazzam bir olaydı. Eminim ki Mehmet Barlas onu çok iyi hatırlıyordur.

Mehmet Barlas 1974 ila 2022 arasındaki farkı kıyaslayarak aradaki farkı YENİ YATIRIMLARA mal ediyor. Elbette bu yaklaşım doğru değil. 1974'teki hükümetler de kendi dönemlerinde YENİ YATIRIMLAR yapıyorlardı. Aradaki fark yatırımlardan değil, zamanın ruhundan kaynaklanıyor. 1974-2022 48 yıllık farkı kıyaslarsanız o zaman ondan bir önceki (48 yıllık) zaman dilimini de kıyaslayın: 1926-1974. 1974 kendisinden 48 yıl önceki 1926'dan muazzam bir fark attığını göreceksiniz. 1914'te tüm dünyadaki motorlu araba sayısı 500 bin iken 1975'te 300 milyona ulaşmıştı. 1928'de Kayseri'de kurulan uçak fabrikasının parçaları gemi ile Antalyaya getiriliyor. Sonra arabalarla Kayseri istikametinde iç kesimlere taşınıyor fakat bazı yerlerde arabanın geçeceği yol olmadığı için develerle taşınıyor. Yani "50 önce Ankara'dan İstanbul'a 12 veya 9 saatte giderdik" diyor ya, 100 önce de uçak fabrikasının parçaları develerle taşınmıştı.

1970'lerde tüp ve yağ kuyrukları vardı diyenlere ben de şu ilginç notu aktarayım: Rahmetli dedem anlatırdı. Halep'ten Midyata bir teneke gaz yağını sırtında taşıyarak getirmiş. Ankara İstanbul arası vardı ama başka yerlerde yaygın bir ulaşım yoktu. Dahası aydınlatma için kullanılmak üzere gaz yağı da yoktu. 1950'li yıllar olmalı. Midyat/Mardin'de gaz yağı tedarik edilemiyordu bu yüzden Halepten Midyat'a kadar taşımış. Yani 50'li 60'lı yıllarda bırakın tüp kuyruğunu, tüp zaten yoktu.

Neden böyle?

Çünkü sanayi devriminden bu yana teknolojideki yenilik ve gelişmeler her geçen gün katlanıyor. 2000li yıllarda 4. sanayi devrimine girdik ve şu anda da 5. sanayi devrimi döneminin başladığı söyleniyor. Böylece endüstriyel yaşamın, ulaşım ve iletişim araçlarının her 15-20 yılda bir katlanan gelişimine tanık oluyoruz. Bugün 20 yıl önceden çok daha ilerdeyiz ve 20 yıl sonra da bugünden çok daha ilerde olacağız. Bunun hükümetlerin icraatıyla bir alakası yoktur.


Paylaş:

29 Mart 2022 Salı

Köpekten korkar mısın


En korktuğunuz köpek hangisidir diye sorsam bazıları Pitbul filan derler. Bu yanlış tabi. Pitbul korkulacak köpek değil. Neden diye sorarsan çünkü bir pitbulun ortalama ağırlığı 15-20 kilo. Eee ben 75-80 kiloyum. Kalıbından utan yaa! 😆

Ya diyelim bir tarafını kaptı ısırdı, onun üzerine yatsan sırf ağırlığınla öldürürsün onu. Ama köpek, kurt, yaban kedisi filan 50 kilonun üstüne çıktı mı artık korkabilirsin. Sıklet önemli. Kurtların da kiloları değişebiliyor. 30 kilodan başlar 80 kiloya kadar çıkar. 80 kiloluk bir kurt gerçek bir canavardır. Ona karşı koymak öyle kolay değil. Peki bir aslan veya bir kaplandan niye korkarız? Yahu ben 80 kilo, o 150-200 kilo. Ona karşı koyma şansım SIFIR. Hele yetişkin bir ayının sıkleti 300 kiloyu rahat bulabilir. Yaşayan en korkutucu canavar olabilir.

Onun için sıklet önemlidir arkadaşlar.

Siz dostlarıma başka gereksiz bilgiler de vereyim:

Peki canavar bir hayvanla (inşallah olmaz da) dövüşmek zorunda kalırsan ateşli silahlar haricinde en etkili savunma aracı ne olur? TAŞ ve SOPA.

Gizli Felsefe kitabının yazarı Agrippa kurdun kılıç veya mızraktan korkmadığını ama en çok taştan korktuğunu söyler.

Yakın boğuşma mesafesinde bıçak hiç etkili değildir. Bir kurtla bir ayıyla veya saldırgan bir köpekle sakın ola ki bıçakla dalaşmayın. Hayatınızı kaybedebilirsiniz. Bu hayvanların delinmesi zor bir derisi ve kaygan bir kürkü var. Derisini delmedikçe de ona zarar veremez. Bıçağı vurduğunda saplanmadan tüylerinin ve derisinin üzerinde kayma ihtimali çok yüksek. Ama sert ve sağlam bir sopayı (beyzbol sopası gibi) salladığında çarptığı yerde doğrudan derinin altına işler. Hayvanın sıkleti büyük değilse sert darbeler anında onu nakavt edebilir.

Hatta demir bir çubuk daha sert ve daha etkilidir. Örneğin bir çekiç. Çekiçle vurduğun yerde deriyi delmesine gerek kalmaksızın kemiklerini kırar. Etli yerine gelse isabet ettiği yeri çürütür içeriden derin yaralar oluşturur. Hiç korkmadan çekici bir kaplanın suratına savurabilirsin. Demirin hiç şakası yok ve hiçbir canlının ona karşı direnci yoktur. Dolayısı ile elinde bir çekiç veya demir bir boru varsa bir kaplan veya bir ayıdan korkmana gerek yok. Ama sen yine de kork ve uzak dur tabi, sıklet durumu lehine değilse ölürsün. 😏


Paylaş:

6 Mart 2022 Pazar

Küreselleşme ve NATO'nun genişleyip derinleşmesi

Küreselleşme yapısal olarak uluslararası ve ulusüstü örgütler üzerinden ilerliyor.

Küreselleşmede iki anahtar kavram "genişleme" ve "derinleşme"dir. Birincisi nicelik ikincisi ise nitelik ile ilgilidir. Mesela AB'nin genişlemesi örgüte daha fazla üyenin katılması ile sağlanmaktadır. Fakat AB derinleşmesi örgüt içi etkinliğin daha yoğunlaşması anlamına gelir. Ortak pazar, ortak para birimi, ortak yasama, ortak yargı vs. etkinliklere geçmek derinleşmeye örnektir.

Aynı örneği NATO üzerinden kuralım:

NATO örgütüne yeni ülkelerin üye olarak katılması genişleme örneğidir. Fakat NATO'nun belirli bölgelere yığınak yapması belirli bölgelerdeki etkinliğini arttırması derinleşme örneğidir. NATO'nun Afganistan'dan çekilmesi ise "tersine derinleşme" olarak görülebilir.

NATO 1990'lı yıllardan bugüne Doğu Avrupa ülkeleri içinden 14 tanesini bünyesine alarak genişledi. Ancak bu ülkelerde derinleşme yapmadı. 1997'de NATO-Rusya Kurucu Senedi imzalanarak NATO-Rusya Daimi Ortak Konseyi kurulmuştur. Bu anlaşmaya göre Doğu Avrupa ülkelerine NATO üsleri konumlandırılmamıştır. Genişleme var ama derinleşme yok.

ABD'nin ve diğer NATO ülkelerinin Türkiye'deki bazı NATO üslerini boşalttıktan sonra Yunanistan'da NATO üssü kurmalarının sebebi de bu anlaşmaya bağlılıktır. Bulgaristana Romanyaya Polonyaya ve diğer Batı Avrupa ülkelerine üs kurulmadığı için bir tek Yunanistan ve Türkiye kalıyor.


 

Paylaş:

4 Mart 2022 Cuma

AB bizi neden almıyor?

AB'nin Ukrayna'nın başvurusunu kabul etmesinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan AB'ye seslenip "Ukrayna'yı alıyorsunuz da bizi niye almıyorsunuz" diye sormuştu.

Ben de Erdoğan'a ve bu soruyu soran arkadaşlarıma dostlarıma sormak istiyorum: Bu soruyu sorma konusunda samimi misiniz? Avrupalı olmayı kabullendiniz mi? ABli olmak gibi bir önceliğiniz var mı? Yoksa bu da Avrupa'ya laf sokmak için başka bir yol mu? 😃

AB üyesi olmaya verilen adlar "Avrupa Birliği Bütünleşmesi" veya "Avrupa Birliği Entegrasyonu" deniliyor. Yani bir ülke AB üyesi olduğunda basitçe AB örgütüne üye olmuş olmuyor. Bundan çok daha fazladır. Kimliğini onun kimliği ile bütünleştiriyorsun. Onun bir parçası oluyorsun.

AB "ulusüstü" örgütlere verilen yegane örnektir. Bunun anlamı şudur: AB üyesi olduğunuz zaman diğer uluslararası örgütlerden farklı olarak egemenliğinizin bir kısmından feragat edersiniz. Eğer egemenliğinizin bir kısmından feragat etmeye hazır değilseniz AB üyesi olamazsınız.

Yakın dönemde AB ile Polonya arasında bu konuda bir sorun yaşandı. Polonya Anayasa Mahkemesi AB Parlamentosunun bazı kararlarının anayasaya ve egemenlik haklarına aykırı olduğu yönünde bir karar aldı. Bu karar AB içinde yeni bir siyasal/hukuksal krize sebep oldu. Halbuki AB üyesi olan ve AB ile entegrasyona giren bir ülke zaten bu siyasal/hukuki şartları kabul etmiştir. Üye olma sürecinde şartlarını kabul ettiğin halde üye olduktan sonra senin kurumların AB'ye direniyor. Buradaki sorun bu. Benzer bir sorunu da biz Avrupa Konseyi ile yaşıyoruz. AİHM'i kabul ettiğimiz halde mahkemenin verdiği kararları ulusal egemenliğimize aykırı diye reddedebiliyoruz.

AB bütünleşmesine dahil olmak için Kopenhag kriterlerine uygun olarak 3 temel kural vardır:

1) Hukuki uyumluluk. Hukuk sistemini AB'ye uyumlu hale getiremedikçe giremezsin. Yoksa sen de Polonya'nın yaşadığın yaşarsın.

2) Ekonomik uyumluluk. Ülkenin ekonomik yapısı, iş gücü, üretimi, pazarı, pazarın işleyiş şekli vs. AB'ye uygun hale getirilmesi.

3) İlerleme durumundaki uyum. AB'ye girmeye ne kadar istekli olduğunuza ve bunu ne kadar sürdürebildiğinize bakarlar.

Zelenski AB'ye kızıp "Ey Avrupa sizden başka gidecek yerimiz yok" diyorken Erdoğan "Ey Avrupa senin sömürgeci geçmişini biliriz" der. Siz Avrupa olsanız hangisini alırdınız. 😅

Paylaş:

23 Şubat 2022 Çarşamba

ABD mi Rusya mı? Bizim için hangisi tehdit?


Bazı arkadaşların hala ABD ve Rusya'yı aynı görmesini hayretle izliyorum. Hatta Rusya ve NATO'yu aynı/benzer tehdit olarak görüyorlar. Türkiye NATO'ya üye olabilmek için, tarafı olmadığı halde Kore'ye asker gönderdi ve binden fazla şehit verdi. Kafayı mı yediniz yahu? 🙂

Türkiye için ABD ve NATO Rusya ile kıyas edilemez. Biraz siyasi tarih ve dış politika okursanız bunu görürsünüz.

Türkiye ABD ile hiçbir zaman savaşmadı. 1. Dünya savaşında bile karşı cephelerde olduğumuz halde ABD ile savaş ilan edilmedi. Rusya öyle mi peki? Rusya ile Osmanlı 11 kez büyük ve hem de çok yıkıcı savaşlara girdi. Osmanlı'nın son 240 yılının 60 yılı Rusya ile savaş halinde geçti. Osmanlı'yı ve Türkiye'yi Rusya'dan da her zaman Batı ülkeleri korumuştur. Bkz Kırım savaşı. 93 Harbinde batının Osmanlı yı korumamasının sebebi de Nedimof lakaplı Rus yanlısı Sadrazama'nın ahmakça batı karşıtı politikalar güderek Osmanlı'yı Rusya'ya karşı savunmasız hale getirmesi idi.

Elbette batı ülkeleri de çok canımızı sıkıyor. Batı ülkeleri sömürücüdür ama işgalci değildir. Batıda toprak ve ülke işgalleri son yüzyıldır yapılmıyor. Avrupa toprak işgallerini yüzyıldır terk etmiştir. ABD ise 200 yıldır toprak ve ülke işgali (genişlemesi) yapmamıştır. Bundan 150-200 yıl önce en son Alaska'yı ve bazı eyaletleri para ile satın almıştır. Hepsi bu kadar.

ABD ve Avrupa siyasi ve iktisadi hegemonya kurabilir ancak askeri hegemonya kurmaz. Rusya ise sizi işgal eder ve artık tarihe karışırsınız, bir ulus olmaktan çıkarsınız. Rusya'da yaşayan onlarca halkı/ulusu yok ettiği gibi. Elbette oradaki insanları yok etmiyor, ama artık bir halk ve ulus olmaktan çıkıyorsunuz. Çin de öyle mesela. Çinde neden Uygur sorunu var. Çünkü Uygurlular kendi kimliklerini korumak istiyor. Uluslarının yok olmasına asimile olmaya direnç gösteriyorlar. Batı ülkeleri kimseyi asimile etmiyor. Ulusunuz da kültür ve kimliğiniz de sizin olsun yeter ki nükleer silahınız olmasın 😄

Batı ülkeleri nükleer sahibi olmaması istemezler ama yıkılmamızı da istemiyorlar Rusya ise yıkılmamız için elinden gelen her şeyi yapıyor. Çünkü Rusya kendini Bizans'ın varisi ve Ortodoksluğun hamisi olarak görüyor. İstanbul'u, boğazları ve Anadolu'yu almadıkça da asla durmayacak.

Oyun Kuramı ile analiz edersek Batı ile ilişkiler Kazan-Kazan (işbirliği teorisi) ilişkisidir. Rusya ile ilişkiler ise Kazan-Kaybet (sıfır toplamlı teori) ilişkisidir.

Türkiye neden Nato'ya girdi?
NATO Türkiye için tehdit olabilir mi?
Dahası Türkiye için NATO Rusya ile kıyaslanabilir mi?
Kıyas etmek çok ciddi bir hata olur, kendi tarihimizi inkar etmek olur.

ABD'nin bizim için bazı sorunları var, bu doğru. Herşeyden önce koşulsuz olarak İsrail'i desteklemesi müslüman ve Arap halklarını yaralamıştır. Afganistan ve Irak'a yapılan müdahaleler de öyle. Ancak bunda bizim halklarımızın demokrasiye direnç göstermelerinin bir payı yok mu?

Mesela Afganistan olayına bakalım: 2001'de ABD'ye tarihinin en büyük terör saldırısı yapıldı. Bu saldırıyı el-Kaide üstlendi ve Afganistan'daki Taliban Emirliği el-Kaide liderlerini teslim etmeyi veya ülkesinin dışına çıkarmayı reddetti. NATO'nun Afganistan'a saldırmasının sebebi buydu. ABD'nin Irak'a saldırmasının sesebi de buydu. Irak'ın başında kafayı sıyırmış bir diktatör vardı. Önce İran'a sonra Kuveyt'e saldıran bu arkadaş (Saddam) 1991'de BM'nin koalisyonu ile durduruldu. 11 Eylül saldırısından sonra da Saddam Amerika'yı vuran teröristleri kutlayan bir mesaj yayınladı. Kusura bakma ama dünyanın süper gücünü öyle elini kolunu sallaya sallaya tehdit edemezsin.

Amerika muazzam gücüne rağmen saldırgan ve işgalci bir ülke değil. Dünyadaki Amerikan hegemonyasının yerine Rus hegemonyası olsaydı herkes Rus milletinden ve Ortodoks mezhebinden olacaktı. 😃

Paylaş:

21 Şubat 2022 Pazartesi

Tarafgirin matematik hesabı

Ak Parti grup başkan vekili Muhammet Emin Akbaşoğlu Kübra Par ile çıktığı TV programında Avrupa'da enflasyonun %1 lerden %7'lere çıktığını böylece 7 kat arttığını söylemiş.

Hızını alamayan vekil, bir arkadaşından canlı tanık göstererek "150 Euro'ya dolan pazar poşetinin böylece 750 Euro'ya çıktığını" söyledi. Kübra Par "o hesap o kadar etmez", diye ikaz ettiyse de sevgili vekilimiz dinlemedi ve iddiasında ısrar etti. 😄

Şimdi %7 enflasyon ile 150 Euro olan bir paket şöyle hesaplanır:
150 x (100+7) / 100 = (sadeleştirelim)
150 x 1,07 = 160,5

Arkadaşın aklı "7 kat" ifadesinde takılı kaldığı için herhalde 150'yi 7 ye çarpmıştır. Ama o da 1050 yapar 🙄

Daha önce de yine benzer bir matematik gafını Binali Yıldırım yapmıştı. "Amerika'da enflasyon %0'dan %7'ye yedi kat arttı" demişti. 😅

Şimdi bu arkadaşın eğitimine filan baktım. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Avukat. Bu fakülteyi takribi olarak ülke çapında ilk 3-4 bin'e giren öğrenciler kazanabiliyor. Eğitim iyi fakat bilincimizi yozlaştıran politikaların tarafgir bir particilik şekilde savunuluyor olmasıdır. Çünkü bu tarafgir particilik politikası, "bizim yaptığımız her şey doğru, diğerlerinin yaptığı her şey kötü" noktasına indirgeniyor.

İnşallah böyle bir hesaplamayı bi de partiye yakın bir prof filan yapmaz. Çünkü aynı şekilde onlar da gülünç duruma düşüyor. Mesela Seta Genel Koordinatörü ve siyaset bilimi profesörü Burhanettin Duran hocamız Sabah gazetesinde, 10 büyükelçinin Osman Kavala ile ilgili AİHM kararının uygulanmasını isteyen açıklamalarını "Türkiye'nin egemenlik haklarına müdahale" olarak niteleyen bir yazı yazdı. Bir siyaset bilimi profesörü AİHM'in bireysel yargıdaki ihlal kararını egemenlik meselesi ile bağlantılayamayacağını bilmesi gerekir. Çünkü uluslararası anlaşmalar anayasa ile korunan bir taahhüttür. Verdiğin bir sözü taahhüdü yerine getirmeni hatırlattığında "sen benim egemenlik haklarıma karışıyorsun" diyemezsin. Bunu Burhanettin Duran bilmiyor olamaz.

Demem o ki, tarafgir parti politikasına dahil olduğunuzda tüm uzmanlığınız tüm bilgeliğiniz tüm yetkeniz, tüm üstatlığınız yok olabilir. 😀


 

Paylaş:

20 Şubat 2022 Pazar

Niçin hala evleri yok?

"Dedem duvar örerdi,
babam da duvar örerdi,
ben duvar örüyorum
peki hala bir evimiz niçin yok?"
/ Fillini - Amarcord

Karl Marx bu olayı "yabancılaşma" kavramı ile açıklıyor. İnsanın kendi benliğinden kendi doğasından kopmasını ve kendi emeğine yabancılaşmasını bu şekilde tarif ediyor. İşçiler içinde oturamadığı evler ve mekanlar yapıyor, giyemediği elbiseler dikiyor, yiyemediği gıdalar ve yemekler üretiyor.
 

 

Paylaş:

8 Şubat 2022 Salı

Neden hala İslamcıyım?

Mustafa İslamoğlu hoca "bir dönem İslamcı olduğu için pişmanlık duyduğunu" ifade etmiş. Ben tam tersini düşünüyorum.

Eğer İslamcı değilsek hiçbir şey değiliz. "Biz İslamcı değiliz müslümanız" demek de doğru bir yaklaşım değildir. Eğer İslamcı değilsen, senin müslümanlığın sana yön vermiyor demektir. Solcu müslüman, kapitalist müslüman, hatta farmason müslüman bile olabilirsin. Eğer İslamcı değilsen siyasete, felsefeye, düşünüş biçimine, ideolojine, dahası tüm dünya işlerine İslamı karıştırmıyorsun demektir. Eğer islamcı değilsen sekülersin, din ve dünya işlerini ayırıyorsun demektir. Eğer İslamcılık yoksa senin dinin ile budizm veya animizm arasında ne var? Böylece din sadece bir kaç ibadet ve ahlak öğretisinden ibaret kalırdı.

Evet İslamcılığı ben de çok eleştiriyorum. Bizim ona yüklediğimiz yanlış anlamlar, sonunda bizim onu terketmemize sebep olmaktadır. Bu yüzden bunu bir "özeleştiri" olarak yapıyorum. Peki İslamcı olmayıp ne olacağız, bu saatten sonra "sosyalist" mi olacağız? Yahova şahitlerine mi katılacağız? Yoksa materyalist ve pozitivist mi?

***

Yahudilerin çoğu bildiğiniz ateisttir. Irk birliği desen zaten bu mümkün değildir. Biri Polonyadan biri Iraktan öteki Afrikadan gelmiştir. Yahudilik dini ve öğretisi dışında ortak bir noktaları bulunmamaktadır. Yine de siyonizm bir Yahudi ideolojisidir. Bir Yahudi ateist de olsa siyonist ideolojiye ve perspektife sahiptir. Ateist bile olsa...

Günümüzde "Marksizm" bir komünist ütopyayı kurma geleneği değildir. Marksizm sınıf temelindeki eşitsizliğe ciddi itirazlar yapan bir gelenek olarak devam etmektedir.

Siyasal/düşünsel bir hareket olarak "Feminizm" de kadınların egemen olduğu Amazonvari bir siyasal sistem kurmak demek değildir. Kadınların toplum içindeki eşitsiz şartlarına bir itirazdır. Bu bir düşünüş biçimidir, bir projeksiyondur.

***

Ve nihayetinde İslamcılık da bir düşünüş ve değerler projeksiyonudur.

Bizim İslamcılık ile ilgili bazı paradigmalarımız yanlış. İslamcılığı bir "asrı saadete dönüş" veya "ideal toplumu ve ütopyayı kurma" projesi olarak görmek yanlıştır. Bu anlamda İslamcılık bir "siyaset etme" hareketi değildir. Keza her İslami görüşü de "Allah böyle buyurdu" noktasına indirgemek de yanlıştır. Allah Hz. Muhammed'den bu yana kimse ile konuşmadığına göre bize ancak Kuran ve Peygamberler geleneğinin sunduğu bir perspektife göre aktif ve faal bir düşünce projeksiyonu takip etme durumu mümkün olmaktadır.

Yeni bir paradigmaya ihtiyacımız var.


 

Paylaş:

24 Ocak 2022 Pazartesi

İslam Demokrasisi

İslamcı kardeşlerim ağabeylerim alınmasın ama İslam'a en uygun yönetim biçimi demokrasidir. Onun için islamcıların "İslam demokrasisi" veya "islami demokrasi" üzerinde kafa yorması gerekir.

Bazıları İslam'ı demokrasiye alternatif bir yönetim olarak öne sürerler. Ancak onların önerdiği sisteme bakıldığında önerdikleri şey (örneğin hilafet adına ortaya konulan teori ve pratik) ya monarşi veya oligarşidir. İslam'ın kendisi bir "yönetim biçimi" değil, bir "değerler sistemidir".

Nasıl ki "cumhuriyet"i kabul edip "islam cumhuriyeti"ni onaylayabiliyorsak "islam demokrasisi" de pek ala uygundur. Sonuçta demokrasinin temelleri antik yunanda atılmışsa cumhuriyetin temelleri de antik Roma'da atılmış ve özellikle Fransız ihtilalinden sonra cumhuriyet yönetimi yaygınlaşmıştır. Buna karşın çağdaş demokrasi Alexis Tocqueville'ın Amerika'da Demokrasi kitabından sonra kurumsallaşmaya ve yaygınlaşmaya başlamıştır.

Demokrasi de, cumhuriyet de halk yönetimine dayanmakla birlikte bir yönetim sistemi olarak demokrasinin cumhuriyetten daha fazla geliştiğini ve ilerlediğini söylemek mümkündür. Gerek insan hakları gerek kuvvetler ayrılığı gerekse de sosyal devlet ve sivil toplum aracılığı ile demokrasi cumhuriyetten daha iyi bir sistemdir.

Paylaş:

23 Ocak 2022 Pazar

Profesörün oyu çobanınki ile bir mi?

Klasik bir "seçkinci" yorumudur bu.

Evet bir profun da bir fabrika patronunun da bir işçinin de bir çoban ve çiftçinin de oyu bir olmalıdır.

Nedenine gelince:

Çünkü kendi çıkarını öncelemek konusunda, bilgilisi bilgisizi fark etmeksizin tüm insanlar eşittir. Bir prof'un bir çobandan daha fazla olarak kendi çıkarını toplumun çıkarının önüne koymayacağının hiçbir garantisi yoktur.

Bu yüzden "eşit oy hakkı" dünyadaki en doğru sistemdir. Elbette yeterli değildir. Bazıları propaganda yoluyla kitleleri maniple edebilir. Demokratik toplumlarda zamanla bireysellik ve bilinç düzeyi arttıkça bu da azalacaktır.


 

Paylaş:

Blog Arşivi

İletişim

Ad

E-posta *

Mesaj *