18 Aralık 2022 Pazar

PDF dosyaları içinde arama yapmak

Bir klasörün içindeki PDF dosyaları içinde nasıl arama yapılır?

Bilgisayarda temizlik yapıyorum da, daha önce birine tarif için hazırladığım bu dosyaları silmeden paylaşayım belki birinin işine yarar.

1. Diyelim bir klasör ve onun alt klasörleri içindeki PDF dosyaları içinde bir kelime arıyorsunuz.


2. Adobe Acrobat Reader programını açın. Düzen menüsünden Gelişmiş Arama'yı açın. (Shift+Control+F)

 

3. Görselde ok ile gösterildiği gibi Tüm PDF dosyalarında seçin. Hemen altında da klasörlerin bulunduğu açılır menüye basım Yer İçin Gözat'ı seçin.

 

4. Çıkan iletişim kutusundan altındaki dosyalarda arama yapmak istediğiniz klasörü seçip Tamam'a basın


5. Aramak istediğiniz kelimeleri yazın ve klavyeden Enter tuşuna basın. Arama sonuçları listelenecektir.




Paylaş:

17 Aralık 2022 Cumartesi

Kentlerdeki sorunun kaynağı yatay mimari


Yatay mimarinin çok sıkıntıları var. Günümüzde yaşanan afetlerin de bazıları yatay mimari anlayışının terkedilememesinin sonucudur.

Sorunun temeli şudur. Çok yoğun bir kentleşme yaşıyoruz. Eskiden 80, 100 yıl önce nüfusun 4/5'i kırsalda yaşarken şimdi bu oran tam tersine nüfusun 4/5'i şehirlerde geri kalanı kırsalda yaşıyor. Ayrıca nüfus da 5 6 kat artmış oldu.

Şimdi şehirler ve kentler bu kadar nüfusu yatay mimari ile kaldıramaz. Aksi takdirde her tarafa ev ve inşaat yapmak zorundasın. Vadiye de tepeye de ev yapmak zorunda kalırsın çünkü bu kadar nüfus için başka türlü konut sağlamanın imkanı yok. Niye vadiye ev yapıyorsunuz diye soruyorlar. İyi de nereye yapsın? Ev yapacak yer mi kaldı? Ama insanların da evlere ihtiyacı var. Nüfus büyüyor.

Yatay mimaride tarım alanlarını ve orman alanlarını da daralmış olursun. Çünkü konutları ve yerleşimi yüzeye yayıyorsun. Yatay mimari dedikleri budur. "Evler çok katlı olmasın mümkünse bahçeli garajlı filan olsun alt yapısı ve çevre düzenlemesi de olsun ve bu şehir başına 15 milyon kişi için olsun." Talep edilen şeyin akıl dışı olduğu ortada...

Bunun yerine dikey mimari yapalım. En az 20 30 katlı apartmanlar siteler olsun. Daha çok nüfus daha iyi bir zeminde/konumda daha iyi bir çevre düzenlemesi ve daha konforlu evlerde yaşasın. Bize, kente daha çok alan kalsın. Düşünün İstanbul'da ki tüm evleri 20, 30 katlı sitelere dönüştürsek şimdiki imar için kullanılan alanın en az 2/3'ü boşalmış olurduk. Diğer şehirler için de böyle.

Bu alanlara yeşil parklar, yapay göletler, büyük ve geniş meydanlar, alışveriş merkezleri ve daha neler neler yapılabilir.

Haksız mıyım?



Paylaş:

10 Aralık 2022 Cumartesi

10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü


10 Aralık Dünya İnsan Hakları günü imiş. Böyle bir bilince ve farkındalığa sebep olmasını dilerim.

İnsan hakları bireyi merkeze alan bir düşünce ve değerler sistemidir. İnsan hakları ihlali devletler tarafından yapılır. İnsan hakları iddiası da devlete karşı dile getirilir. Daha iyi anlaşılması için basit bir örnek vereyim. Ali Veli'ye tokat atsa bu suç olur, ama insan hakları ihlali değildir. Lakin Polis Ali'ye tokat atsa bu insan hakları ihlali olur. Fakat şu da insan hakları ihlaline girer. Eğer Ali eşkiyalık yapar ve Veli'ye zarar verirse ve polis de göz yumarsa bu yine insan hakları ihlaline girer. Çünkü devlet yapması gerekeni yapmamış bireyi korumamıştır. Burada insan hakları ile devlet arasında ayrıştırılamaz bir ilişki vardır.

Anayasa'nın büyük çoğunluğu aslında insan haklarını kurallarını düzenler. Anayasa'nın iki misyonu var. Biri devletin idari sistemini ve yapısını açıklar. Bizim mevcut anayasamızda 1'den 9'a kadarki maddeler devletin asli yapısını açıklayan giriş mahiyetindeki maddelerdir. Madde 10'dan 74'e kadarki kanunların tümü insan hakları ile ilgilidir. 75'ten sonraki maddeler de idari sistemi ve diğer konuları açıklar. Yani anayamızın 60'a yakın maddesi insan hakları ile ilgilidir.

İnsan hakları üç kategoride incelenir:

- Negatif haklar
- Pozitif haklar
- Siyasi haklar

1) Negatif haklar: Yani devletin insana karşı yapmaması gerektiği şeylerdir. Buna anayasada "Çekirdek Haklar" da deniliyor. Bu haklar savaş halinde bile ihlal edilemez. İnsanı öldürmek, işkence yapmak, maddi ve manevi bütünlüğüne karşı herhangi bir eylemde bulunmak, inancını düşünce ve kanaatini açıklamaya zorlamak savaş ortamında bile yasaktır. Bunları ihlal eden devlet görevlileri "insanlık suçu" işlemiş olurlar.

2) Pozitif haklar: Vatandaşların insanca bir yaşam sürebilmesi için devletin yapması gereken şeylerdir. Adil yargılanma hakkı, güvenlik içinde olma hakkı, çalışma hakkı, kamu hizmetinden yararlanma ve kamu hizmeti girme hakkı, eğitim hakkı, sağlık hakkı vs.

3) Siyasi haklar: Düşüncesini özgürce ifade edebilme hakkı, inancını özgürce icra etme hakkı, seçme ve seçilme hakkı, siyasi katılım hakkı, dernek vakıf sendika parti vs. üye olma veya kurma hakkı vs. gibi haklardır.

Unutmayalım ki devlet insan için vardır. Hak Teala buyurur ki "Kim haksız yere bir insanı öldürürse tüm insanlığı öldürmüş gibidir" Bir insana karşı bilinçli olarak yapılan bir haksızlık adaleti zedeler ve tüm toplumu yozlaştırır. Onun için adalet birey içindir ve bireyin hakkı korunmadan toplumsal adalet de sağlanamaz. Devletin yüceleştirildiği toplumlarda dramatik olarak birey küçültülür ve insan hakları ihlalleri de yaşanır.

Onun için "önce birey" önce "insan hakları" diyoruz.

12 Aralık 2021 tarihinde facebookta paylaşıldı.

Paylaş:

1 Aralık 2022 Perşembe

Görünüş aldatıcı olabilir

 


Siz aşağıdaki videoda ne görüyorsunuz?

Tüyü yeni bitmiş kapşonlu bir lise öğrencisi bu herkül gibi kuvvetli vücutçunun bileğini böyle bükebilir mi? 😃😃

Her zaman söylediğim bir şey var, "Görünüş aldatıcı olabilir".

Çocuğu biraz araştırdım ve instagram hesabını buldum. Bir Rus, isminin nasıl telafuz edildiğini bilmiyorum. Bilek güreşi üzerinde uzmanlaşmış ve çok ciddi bir şekilde ağırlık çalışıyor. Fakat videoda kapşonu giydiği için kasları da görünmüyor.

 

Genç adamın Instagram hesabı:

https://www.instagram.com/bitarovmakx/

 

Şurdaki de başka bir görüntü aldatması:

https://www.instagram.com/p/CisYDIttVto

😀


Paylaş:

24 Kasım 2022 Perşembe

Kesebe ve İktesebe farkı nedir

Taziye evinde imam Kuran okuyordu. Bakara süresinin son ayeti. Bir şey farkettim.

Ayet şöyle:

La yükellifullahu nefsen illa vüs'aha. Leha ma kesebet ve aleyha maktesebet.

Meali yaklaşık olarak şöyle:

Allah bir nefse potansiyelinin üzerinde bir yükümlülük koymaz. Kesbettiği lehine, iktisap ettiği de aleyhinedir.

Ayette geçen kesbetmek ile iktisap etmek sözlüklerde aynı anlamda iken burada kesbetmeyi sevaplar iktisap etmeyi ise günahlar için kullanmıştır. Neden? Ne farkı var?

Farkı şu:

Kesbetmek bir kişinin kendi çabasına ve eylemlerine bağlı olmayan daha geniş bir kazanımı ifade eder. Misal hiç tanımadığınız ve eylemlerinizle hiç alakası olmayan birisi size hayır duasında bulununca bu sizin kesbiniz içinde yer alır ve lehinize kabul edilir.

İktisap ise sadece sizin kendi amel ve çabanıza bağlı olan kazançtır. Dolayısı ile sizin eylemleriniz ile bağlantılı olmayan sonuçlar iktisap içinde değerlendirilmez. Bu bağlamda hiç tanımadığınız ve sizinle alakası olmayan birisi size beddua ederse bu sizin aleyhinize işlemeyecek ve günah müktesebatınıza yazılmayacaktır. Yani kişiye sadece kendi amellerinin sonucuyla alakalı olan günahlar yazılır.

Kuran'daki bu incelikler muazzam.


 

Paylaş:

22 Kasım 2022 Salı

Yaşlı erkek genç kadın mı?

Yaşı ilerlemiş erkekler evlenmek için genelde genç ve güzel kadınlara bakıyorlar. Ee genç olunca güzel de oluyor. Böylece yaşını başını almış bir erkek bile çok genç kadını istiyor.

Halbuki bu doğru değil. Zaten sürdürülebilir de değildir. Büyük yaş farkına rağmen birliktelikleri devam edebilen çiftler nadir görülür.

Evlilik ve birliktelik sadece tensel temastan ibaret değildir. Diyelim sen 55 yaşındasın ama o 25... Bir eş değil bir çocuk aldın. Hayata bakışınız, ilişkiden beklentileriniz aynı olmayacak. Bu yüzden bu yuva ilk virajda çatlayacak.

Arada makul bir orantı olması gerekir. Genellikle kadının eşinden biraz daha genç olması tabi ki iyidir. Bana göre ideali 5 ila 15 yaş arasıdır. Ama 20'den fazlası birbirine aşık olsalar bile fiziken de uygun değildir.

Şimdi başka bir bilgi vereyim:

Erkeğin cinsel performansı 35 yaşından sonra azalma eğilimine girer. Kadınsa 30 yaşından sonra cinsel bakımdan daha da güçlenir. Şimdi 55 yaşındaki amca 40 yaşındaki kadını istemiyor. Neden çünkü cinsel bakımdan ondan daha geridir. 25 yaşındakinin daha dengeli olacağını düşünür. Ama 15 sene sonra o kadınlığının doruğuna vardığında sen çöp olacaksın.

Fakat bu işin sadece cinsel/tensel boyutu. Bir kadın sadece fiziki için değil; aklı, bilgisi, görgüsü, anlayışı, mizacı, kültürü ve donanımı da bir o kadar önemlidir. Hatta evlendikten sonra bunlar daha önemli hale gelir. Bazen kendinden bir kaç yaş büyük bir kadın bile en ideal eş olabilir.



Paylaş:

9 Kasım 2022 Çarşamba

Ekmek yemenin ahlaki üstünlüğü

Ekmek üreticileri sendikası başkanı Cihan Kolivar "Ekmek toplumların temel gıdası değil, aptal toplumların temel gıda maddesidir" beyanında bulunmuş.

Şimdi bu arkadaş örneğin ET Üreticileri Sendikası başkanı olsaydı anlardık da EKMEK sektöründe çalışıyor yani. Ayıp değil mi?

İnsanın her şeyden önce yaptığı işe, çalıştığı sektöre saygısı olması lazım. Ben Ekmek Üreticileri sendika başkanı olsaydım ekmeği tazim eder, anıtını dikerdim. Adam ekmeğe ve ekmek tüketicilerine hakaret ediyor 😃

Ekmek Yiyenler Aptal mı?

Ekmek yiyenlerin aptal olduğunu söyleyenler sallıyor. Hayret verici bir iddiadır bu. Gerçeklikle alakası yok. Zaten Kolivar da o sözü siyasi anlamda söyledi. Neymiş çok ekmek yediğimiz için 20 yıl iktidar değişmiyormuşuz. Bir de Japonya örneği veriyor. Halbuki Japonya örneği tam da onu yalanlıyor. Japonya'da 1500 yıldır aynı hanedanlık imparator olarak hüküm sürüyor. Demek ki iktidar değişimi ekmek yemekle olmuyormuş.

İnsanlar bir milyon yıl boyunca avcı toplayıcı olarak sadece et ile beslendi ve bir milyon yıl geçmesine rağmen zekalarında bir ilerleme olmadı. Ne zaman ki tarımı tahılı ve buğdayı keşfetti işte o zaman insanlık büyük bir sıçrama yaptı. Ayrıntı için "Tarım devrimi"ne bakınız.

Uygarlık tarihinin söylediği budur.

Günümüzde de üniversite sınavı sonuçları üzerinde araştırma yapılsın. Zengin olup et tüketen elitistlerin çocukları mi daha başarılı yoksa ekmek tüketen taşra çocukları mı?

Öyle afaki elitist sallamasıyla olmuyor. Gerçek bilimsel veri gösterin. 

Ekmek Neden Kutsal?

Şöyle söyleyeyim: Bir milyonluk upuzun insanlık tarihinde hiçbir icat ekmeğin ve tahılın ve dolayısı ile tarımın icadı kadar önemli bir etki yaratamamıştır. Bu icat uygarlığın ortaya çıkmasını, insanların avcı toplayıcılıktan yerleşik hayata geçmesini, mülkiyet kavramının doğuşunu, artı ürün ve ticaretin meydana gelmesini, siyasal ve askeri güçlerin yükselişini, yazının sanatın tekniğin icadı ve daha nice ilerleme ve gelişmeyi sağlamıştır. İşte bütün bunları ekmeğe ve tahıla borçluyuz. 

Ekmek üretimi stoklaması kolaydır ve toplumları doyurur. Dünyanın en gelişmiş ve en zengin ülkesi olmasına rağmen Amerikan toplumu etçil bir toplumdur ve her etçil toplumda olduğu gibi açlık orada da çok yaygındır. Belirli bir kesim açtır. Halbuki ekmekçil toplumlarda açlık daha az görülür.

Ekmek Yemenin Ahlaki Üstünlüğü

Ekmek yemenin et yemeğe ahlaki üstünlüğü de vardır. Beslenmek için bir başka canlıyı öldürmüyorsun. Halbuki et yemekle içimizdeki vahşi hayvanı beslemiş oluyoruz. Et yiyen toplumların özelliği de zeki olmaları değil, tamahkar ve saldırgan olmalarıdır.

Ekmek yiyen toplumlar daha barışçıl daha insani daha demokratik ve daha adil olurlar. Et yiyen toplumlarda olduğu gibi toplumun bir kesiminin açlığı söz konusu da olmaz. Ekmek herkesi doyurur.

Et yemek ise elitlere özgü olduğu için geriye kalan büyük bir kesim açlık çeker. Dışa karşı saldırgan bir toplum olduğu gibi kendi içinde eşitsiz bir gelir dağılımı barındırır.



Paylaş:

Sessiz Bahar / Rachel Carson

Rachel Carson tarafından 1956'da yazılan Sessiz Bahar kitabı Çevre devriminin başlatıcısı oldu. Kitap o kadar etkili oldu ki hem çok büyük bir farkındalık yarattı hem de çevre koruma hareketinin büyük bir itkisi haline geldi.

Bir biyolog olan Rachel Carson tarımda kullanılan böcek ilaçlarının çevredeki kuşların ölümüne sebep olması üzerine harekete geçerek tarımda kullanılan böcek ilaçlarının ve çeşitli kimyasal ilaçların ne kadar zararlı ve zehirli olduğunu ve çevreyi nasıl bozduğunu kanıtlamaya çalışmıştır.

Bu kitap epey süredir okuma listemde duruyordu ve ben de yakın bir zamanda okudum.

Carson diyor ki, kullanılan ilaçlardaki zehirler yağmur ve toprak yoluyla bitkilere, oradan yeraltı sularına, nehirlere, o nehirlerin suladığı daha uzak topraklardaki tarım alanlarına kadar yayılıyor. Oradaki diğer böceklere ve tarım ürünlerine taşınıyor. Bu taşınan zehir miktarı milyonda 5 gibi küçük bir rakam ancak bu milyonda 5'lik oran böceklerin vücudunda bazen 100 kat artıyor. Böylece ilaçlamanın yapılmadığı uzak bölgelerdeki kuşlar böcekleri yedikleri zaman doğrudan zehirleniyorlar. Besin zincirindeki canlıdan canlıya geçtikçe artarak katlanabiliyor.

Bitkileri ve yoncaları yiyen hayvanların kanına ve sütüne artarak karışıyor. Yani tarımın üzerinde kullanılan ilaçlar tarımı olumsuz etkilediği kadar bu süreçteki et üretimine çok daha fazla yayılıyor.

Meraklısı olanlara kitabı hararetle tavsiye ederim.



Paylaş:

8 Kasım 2022 Salı

Hangi meal iyidir?

Aslında çok fazla meal okumadığım için bu soruya vereceğim cevap eksik kalacak. Ben Arapça bildiğim için Kuran'ın hemen hemen tümünü anlayabiliyorum. Elbette anlaması zor olan bazı müşkül ve müteşabih ayetler de vardır. Fakat muhkem olan ayetleri size tefsir edebilirim. Bu yüzden meal okumuyorum. Doğrudan Arapça'sını okuyorum.

Hangi mealin iyi olduğu konusuna gelince açıkçası tüm mealleri tanımıyorum. Fakat görece olarak iyi olduğunu bildiğim bazı mealler var. Anlatımları orijinal ve kopya da değiller. Hata oranları daha azdır. Karşılaştırmalı okurken bunlara daha fazla itibar edebilirsiniz.

Peki okumadığın halde nerden biliyorsun diyeceksiniz? Zaman zaman bazı ayetlerde karşılaştırmalı incelemeler yapıyorum. Benim deneyimim bu yönde. İtibar edip etmemek size kalmış.

  1. Elmalı Hamdi meali. Zaten Türkiye'deki meallerin çoğu bunun kopyasıdır.
  2. Diyanetin eski meali
  3. Süleyman Ateş
  4. Ali Bulaç
  5. Ahmet Varol
  6. Yaşar Nuri Öztürk
  7. Abdulbaki Gölpınarlı. Ancak bu yazar Şii olduğu için Ehli beyt yorumlarının olduğu ayetlere dikkat etmek gerekir. Bunu zikretmenin sebebi mealinin orijinal olması.

 




Paylaş:

5 Kasım 2022 Cumartesi

Bilgiçlik Sendromu

Küçükken Ramazan'da iftardan hemen sonra mahallenin camisine gider ve yatsı vaktine kadar beklerdik. Bu arada rahmetli imamımız sevgili Molla Münir (Çiçek) bize bir konuyu açar ve sohbet/vaaz ederdi. Birgün öylece sessiz oturuyordu. Cemaatten biri hoca bize bir vaaz eder misin? dedi, beri ki "Ama hocam Ademden bu yana olan konuları biliyoruz, Ademden öte bir şey varsa onu anlat" diye uyarıda bulundu. İşte ben buna "bilgiçlik sendromu" diyorum.

Bu "bilgiçlik sendromu"na biz de yakalanıyoruz.

Vaazlarla ve Cuma hutbeleri ile pek aram yok. Zaten az işittiğim için hutbeyi de pek dinlemiyorum. Fakat dinlediğim zamanlar da malesef haz alamıyordum. İmamların vaazlarda ve minberlerde anlattıkları konular ve anlatma biçimleri o kadar basit ve sıradan tekrara dönüştü ki artık kendini bilgili sanan biz gibi daimi müminlere yavan geliyor.

Hakikaten bilmediğimiz ne anlatabilir ki?

Fakat bir gün hatamı anladım. Ben ve benim gibi ukalalar biliyor olsak da cami cemaati içinde bu konuları bilmeyen insanlar var. Her insan ve her kuşak sıfır bilgi ile doğar ve bilginin en basitinden başlayarak öğrenmesi gerekir. O zaman İmam ve vaizlerin anlattıklarının kıymetini anladım ve saygı duymaya başladım.

Bu dini konuların dışındaki tüm diğer konular için de geçerli.


Paylaş:

Blog Arşivi

İletişim

Ad

E-posta *

Mesaj *