AB'nin Ukrayna'nın başvurusunu kabul
etmesinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan AB'ye seslenip "Ukrayna'yı
alıyorsunuz da bizi niye almıyorsunuz" diye sormuştu.
Ben de
Erdoğan'a ve bu soruyu soran arkadaşlarıma dostlarıma sormak istiyorum:
Bu soruyu sorma konusunda samimi misiniz? Avrupalı olmayı kabullendiniz
mi? ABli olmak gibi bir önceliğiniz var mı? Yoksa bu da Avrupa'ya laf
sokmak için başka bir yol mu? 😃
AB üyesi olmaya verilen adlar
"Avrupa Birliği Bütünleşmesi" veya "Avrupa Birliği Entegrasyonu"
deniliyor. Yani bir ülke AB üyesi olduğunda basitçe AB örgütüne üye
olmuş olmuyor. Bundan çok daha fazladır. Kimliğini onun kimliği ile
bütünleştiriyorsun. Onun bir parçası oluyorsun.
AB "ulusüstü"
örgütlere verilen yegane örnektir. Bunun anlamı şudur: AB üyesi
olduğunuz zaman diğer uluslararası örgütlerden farklı olarak
egemenliğinizin bir kısmından feragat edersiniz. Eğer egemenliğinizin
bir kısmından feragat etmeye hazır değilseniz AB üyesi olamazsınız.
Yakın dönemde AB ile Polonya arasında bu konuda bir sorun yaşandı.
Polonya Anayasa Mahkemesi AB Parlamentosunun bazı kararlarının anayasaya
ve egemenlik haklarına aykırı olduğu yönünde bir karar aldı. Bu karar
AB içinde yeni bir siyasal/hukuksal krize sebep oldu. Halbuki AB üyesi
olan ve AB ile entegrasyona giren bir ülke zaten bu siyasal/hukuki
şartları kabul etmiştir. Üye olma sürecinde şartlarını kabul ettiğin
halde üye olduktan sonra senin kurumların AB'ye direniyor. Buradaki
sorun bu. Benzer bir sorunu da biz Avrupa Konseyi ile yaşıyoruz. AİHM'i
kabul ettiğimiz halde mahkemenin verdiği kararları ulusal egemenliğimize
aykırı diye reddedebiliyoruz.
AB bütünleşmesine dahil olmak için Kopenhag kriterlerine uygun olarak 3 temel kural vardır:
1) Hukuki uyumluluk. Hukuk sistemini AB'ye uyumlu hale getiremedikçe giremezsin. Yoksa sen de Polonya'nın yaşadığın yaşarsın.
2) Ekonomik uyumluluk. Ülkenin ekonomik yapısı, iş gücü, üretimi,
pazarı, pazarın işleyiş şekli vs. AB'ye uygun hale getirilmesi.
3) İlerleme durumundaki uyum. AB'ye girmeye ne kadar istekli olduğunuza ve bunu ne kadar sürdürebildiğinize bakarlar.
Zelenski AB'ye kızıp "Ey Avrupa sizden başka gidecek yerimiz yok"
diyorken Erdoğan "Ey Avrupa senin sömürgeci geçmişini biliriz" der. Siz
Avrupa olsanız hangisini alırdınız. 😅
4 Mart 2022 Cuma
AB bizi neden almıyor?
23 Şubat 2022 Çarşamba
ABD mi Rusya mı? Bizim için hangisi tehdit?
Bazı arkadaşların hala ABD ve Rusya'yı aynı görmesini hayretle
izliyorum. Hatta Rusya ve NATO'yu aynı/benzer tehdit olarak görüyorlar.
Türkiye NATO'ya üye olabilmek için, tarafı olmadığı halde Kore'ye asker
gönderdi ve binden fazla şehit verdi. Kafayı mı yediniz yahu? 🙂
Türkiye için ABD ve NATO Rusya ile kıyas edilemez. Biraz siyasi tarih ve dış politika okursanız bunu görürsünüz.
Türkiye ABD ile hiçbir zaman savaşmadı. 1. Dünya savaşında bile karşı
cephelerde olduğumuz halde ABD ile savaş ilan edilmedi. Rusya öyle mi
peki? Rusya ile Osmanlı 11 kez büyük ve hem de çok yıkıcı savaşlara
girdi. Osmanlı'nın son 240 yılının 60 yılı Rusya ile savaş halinde
geçti. Osmanlı'yı ve Türkiye'yi Rusya'dan da her zaman Batı ülkeleri
korumuştur. Bkz Kırım savaşı. 93 Harbinde batının Osmanlı yı
korumamasının sebebi de Nedimof lakaplı Rus yanlısı Sadrazama'nın
ahmakça batı karşıtı politikalar güderek Osmanlı'yı Rusya'ya karşı
savunmasız hale getirmesi idi.
Elbette batı ülkeleri de çok
canımızı sıkıyor. Batı ülkeleri sömürücüdür ama işgalci değildir. Batıda
toprak ve ülke işgalleri son yüzyıldır yapılmıyor. Avrupa toprak
işgallerini yüzyıldır terk etmiştir. ABD ise 200 yıldır toprak ve ülke
işgali (genişlemesi) yapmamıştır. Bundan 150-200 yıl önce en son
Alaska'yı ve bazı eyaletleri para ile satın almıştır. Hepsi bu kadar.
ABD ve Avrupa siyasi ve iktisadi hegemonya kurabilir ancak askeri
hegemonya kurmaz. Rusya ise sizi işgal eder ve artık tarihe
karışırsınız, bir ulus olmaktan çıkarsınız. Rusya'da yaşayan onlarca
halkı/ulusu yok ettiği gibi. Elbette oradaki insanları yok etmiyor, ama
artık bir halk ve ulus olmaktan çıkıyorsunuz. Çin de öyle mesela. Çinde
neden Uygur sorunu var. Çünkü Uygurlular kendi kimliklerini korumak
istiyor. Uluslarının yok olmasına asimile olmaya direnç gösteriyorlar.
Batı ülkeleri kimseyi asimile etmiyor. Ulusunuz da kültür ve kimliğiniz
de sizin olsun yeter ki nükleer silahınız olmasın 😄
Batı
ülkeleri nükleer sahibi olmaması istemezler ama yıkılmamızı da
istemiyorlar Rusya ise yıkılmamız için elinden gelen her şeyi yapıyor.
Çünkü Rusya kendini Bizans'ın varisi ve Ortodoksluğun hamisi olarak
görüyor. İstanbul'u, boğazları ve Anadolu'yu almadıkça da asla
durmayacak.
Oyun Kuramı ile analiz edersek Batı ile ilişkiler
Kazan-Kazan (işbirliği teorisi) ilişkisidir. Rusya ile ilişkiler ise
Kazan-Kaybet (sıfır toplamlı teori) ilişkisidir.
Türkiye neden Nato'ya girdi?
NATO Türkiye için tehdit olabilir mi?
Dahası Türkiye için NATO Rusya ile kıyaslanabilir mi?
Kıyas etmek çok ciddi bir hata olur, kendi tarihimizi inkar etmek olur.
ABD'nin bizim için bazı sorunları var, bu doğru. Herşeyden önce
koşulsuz olarak İsrail'i desteklemesi müslüman ve Arap halklarını
yaralamıştır. Afganistan ve Irak'a yapılan müdahaleler de öyle. Ancak
bunda bizim halklarımızın demokrasiye direnç göstermelerinin bir payı
yok mu?
Mesela Afganistan olayına bakalım: 2001'de ABD'ye
tarihinin en büyük terör saldırısı yapıldı. Bu saldırıyı el-Kaide
üstlendi ve Afganistan'daki Taliban Emirliği el-Kaide liderlerini teslim
etmeyi veya ülkesinin dışına çıkarmayı reddetti. NATO'nun Afganistan'a
saldırmasının sebebi buydu. ABD'nin Irak'a saldırmasının sesebi de
buydu. Irak'ın başında kafayı sıyırmış bir diktatör vardı. Önce İran'a
sonra Kuveyt'e saldıran bu arkadaş (Saddam) 1991'de BM'nin koalisyonu
ile durduruldu. 11 Eylül saldırısından sonra da Saddam Amerika'yı vuran
teröristleri kutlayan bir mesaj yayınladı. Kusura bakma ama dünyanın
süper gücünü öyle elini kolunu sallaya sallaya tehdit edemezsin.
Amerika muazzam gücüne rağmen saldırgan ve işgalci bir ülke değil.
Dünyadaki Amerikan hegemonyasının yerine Rus hegemonyası olsaydı herkes
Rus milletinden ve Ortodoks mezhebinden olacaktı. 😃
21 Şubat 2022 Pazartesi
Tarafgirin matematik hesabı
Ak Parti grup başkan vekili Muhammet Emin Akbaşoğlu Kübra Par ile
çıktığı TV programında Avrupa'da enflasyonun %1 lerden %7'lere çıktığını
böylece 7 kat arttığını söylemiş.
Hızını alamayan vekil, bir
arkadaşından canlı tanık göstererek "150 Euro'ya dolan pazar poşetinin
böylece 750 Euro'ya çıktığını" söyledi. Kübra Par "o hesap o kadar
etmez", diye ikaz ettiyse de sevgili vekilimiz dinlemedi ve iddiasında
ısrar etti. 😄
Şimdi %7 enflasyon ile 150 Euro olan bir paket şöyle hesaplanır:
150 x (100+7) / 100 = (sadeleştirelim)
150 x 1,07 = 160,5
Arkadaşın aklı "7 kat" ifadesinde takılı kaldığı için herhalde 150'yi 7 ye çarpmıştır. Ama o da 1050 yapar 🙄
Daha önce de yine benzer bir matematik gafını Binali Yıldırım yapmıştı.
"Amerika'da enflasyon %0'dan %7'ye yedi kat arttı" demişti. 😅
Şimdi bu arkadaşın eğitimine filan baktım. İstanbul Üniversitesi Hukuk
Fakültesi mezunu. Avukat. Bu fakülteyi takribi olarak ülke çapında ilk
3-4 bin'e giren öğrenciler kazanabiliyor. Eğitim iyi fakat bilincimizi
yozlaştıran politikaların tarafgir bir particilik şekilde savunuluyor
olmasıdır. Çünkü bu tarafgir particilik politikası, "bizim yaptığımız
her şey doğru, diğerlerinin yaptığı her şey kötü" noktasına
indirgeniyor.
İnşallah böyle bir hesaplamayı bi de partiye
yakın bir prof filan yapmaz. Çünkü aynı şekilde onlar da gülünç duruma
düşüyor. Mesela Seta Genel Koordinatörü ve siyaset bilimi profesörü
Burhanettin Duran hocamız Sabah gazetesinde, 10 büyükelçinin Osman
Kavala ile ilgili AİHM kararının uygulanmasını isteyen açıklamalarını
"Türkiye'nin egemenlik haklarına müdahale" olarak niteleyen bir yazı
yazdı. Bir siyaset bilimi profesörü AİHM'in bireysel yargıdaki ihlal
kararını egemenlik meselesi ile bağlantılayamayacağını bilmesi gerekir.
Çünkü uluslararası anlaşmalar anayasa ile korunan bir taahhüttür.
Verdiğin bir sözü taahhüdü yerine getirmeni hatırlattığında "sen benim
egemenlik haklarıma karışıyorsun" diyemezsin. Bunu Burhanettin Duran
bilmiyor olamaz.
Demem o ki, tarafgir parti politikasına dahil
olduğunuzda tüm uzmanlığınız tüm bilgeliğiniz tüm yetkeniz, tüm
üstatlığınız yok olabilir. 😀
20 Şubat 2022 Pazar
Niçin hala evleri yok?
"Dedem duvar örerdi,
babam da duvar örerdi,
ben duvar örüyorum
peki hala bir evimiz niçin yok?"
/ Fillini - Amarcord
8 Şubat 2022 Salı
Neden hala İslamcıyım?
Mustafa İslamoğlu hoca "bir dönem İslamcı olduğu için pişmanlık duyduğunu" ifade etmiş. Ben tam tersini düşünüyorum.
Eğer İslamcı değilsek hiçbir şey değiliz. "Biz İslamcı değiliz
müslümanız" demek de doğru bir yaklaşım değildir. Eğer İslamcı değilsen,
senin müslümanlığın sana yön vermiyor demektir. Solcu müslüman,
kapitalist müslüman, hatta farmason müslüman bile olabilirsin. Eğer
İslamcı değilsen siyasete, felsefeye, düşünüş biçimine, ideolojine,
dahası tüm dünya işlerine İslamı karıştırmıyorsun demektir. Eğer islamcı
değilsen sekülersin, din ve dünya işlerini ayırıyorsun demektir. Eğer
İslamcılık yoksa senin dinin ile budizm veya animizm arasında ne var?
Böylece din sadece bir kaç ibadet ve ahlak öğretisinden ibaret kalırdı.
Evet İslamcılığı ben de çok eleştiriyorum. Bizim ona yüklediğimiz
yanlış anlamlar, sonunda bizim onu terketmemize sebep olmaktadır. Bu
yüzden bunu bir "özeleştiri" olarak yapıyorum. Peki İslamcı olmayıp ne
olacağız, bu saatten sonra "sosyalist" mi olacağız? Yahova şahitlerine
mi katılacağız? Yoksa materyalist ve pozitivist mi?
***
Yahudilerin çoğu bildiğiniz ateisttir. Irk birliği desen zaten bu
mümkün değildir. Biri Polonyadan biri Iraktan öteki Afrikadan gelmiştir.
Yahudilik dini ve öğretisi dışında ortak bir noktaları bulunmamaktadır.
Yine de siyonizm bir Yahudi ideolojisidir. Bir Yahudi ateist de olsa
siyonist ideolojiye ve perspektife sahiptir. Ateist bile olsa...
Günümüzde "Marksizm" bir komünist ütopyayı kurma geleneği değildir.
Marksizm sınıf temelindeki eşitsizliğe ciddi itirazlar yapan bir gelenek
olarak devam etmektedir.
Siyasal/düşünsel bir hareket olarak
"Feminizm" de kadınların egemen olduğu Amazonvari bir siyasal sistem
kurmak demek değildir. Kadınların toplum içindeki eşitsiz şartlarına bir
itirazdır. Bu bir düşünüş biçimidir, bir projeksiyondur.
***
Ve nihayetinde İslamcılık da bir düşünüş ve değerler projeksiyonudur.
Bizim İslamcılık ile ilgili bazı paradigmalarımız yanlış. İslamcılığı
bir "asrı saadete dönüş" veya "ideal toplumu ve ütopyayı kurma" projesi
olarak görmek yanlıştır. Bu anlamda İslamcılık bir "siyaset etme"
hareketi değildir. Keza her İslami görüşü de "Allah böyle buyurdu"
noktasına indirgemek de yanlıştır. Allah Hz. Muhammed'den bu yana kimse
ile konuşmadığına göre bize ancak Kuran ve Peygamberler geleneğinin
sunduğu bir perspektife göre aktif ve faal bir düşünce projeksiyonu
takip etme durumu mümkün olmaktadır.
Yeni bir paradigmaya ihtiyacımız var.
24 Ocak 2022 Pazartesi
İslam Demokrasisi
İslamcı kardeşlerim ağabeylerim alınmasın ama İslam'a en uygun yönetim biçimi demokrasidir.
Onun için islamcıların "İslam demokrasisi" veya "islami demokrasi"
üzerinde kafa yorması gerekir.
Bazıları İslam'ı demokrasiye
alternatif bir yönetim olarak öne sürerler. Ancak onların önerdiği
sisteme bakıldığında önerdikleri şey (örneğin hilafet adına ortaya
konulan teori ve pratik) ya monarşi veya oligarşidir. İslam'ın kendisi
bir "yönetim biçimi" değil, bir "değerler sistemidir".
Nasıl
ki "cumhuriyet"i kabul edip "islam cumhuriyeti"ni onaylayabiliyorsak
"islam demokrasisi" de pek ala uygundur. Sonuçta demokrasinin temelleri
antik yunanda atılmışsa cumhuriyetin temelleri de antik Roma'da atılmış
ve özellikle Fransız ihtilalinden sonra cumhuriyet yönetimi
yaygınlaşmıştır. Buna karşın çağdaş demokrasi Alexis Tocqueville'ın
Amerika'da Demokrasi kitabından sonra kurumsallaşmaya ve yaygınlaşmaya
başlamıştır.
Demokrasi de, cumhuriyet de halk yönetimine
dayanmakla birlikte bir yönetim sistemi olarak demokrasinin
cumhuriyetten daha fazla geliştiğini ve ilerlediğini söylemek mümkündür.
Gerek insan hakları gerek kuvvetler ayrılığı gerekse de sosyal devlet
ve sivil toplum aracılığı ile demokrasi cumhuriyetten daha iyi bir
sistemdir.
23 Ocak 2022 Pazar
Profesörün oyu çobanınki ile bir mi?
Klasik bir "seçkinci" yorumudur bu.
Evet bir profun da bir fabrika patronunun da bir işçinin
de bir çoban ve çiftçinin de oyu bir olmalıdır.
Nedenine gelince:
Çünkü kendi çıkarını öncelemek konusunda, bilgilisi bilgisizi fark
etmeksizin tüm insanlar eşittir. Bir prof'un bir çobandan daha fazla
olarak kendi çıkarını toplumun çıkarının önüne koymayacağının hiçbir
garantisi yoktur.
Bu yüzden "eşit oy hakkı" dünyadaki en doğru
sistemdir. Elbette yeterli değildir. Bazıları propaganda yoluyla
kitleleri maniple edebilir. Demokratik toplumlarda zamanla bireysellik
ve bilinç düzeyi arttıkça bu da azalacaktır.
Basın özgürlüğü mü, basını denetleme mi?
Basın özgürlüğü devletin basın üzerinde siyasi
denetleme ve baskı kurma mekanizmalarını kurmaması anlamına gelir. Çünkü
devletler her zaman kendilerine yalaka bir basını tercih edecek, kendi
yanlışlarını gösteren basına karşı ise baskıcı olacaklardır.
Basın özgürlüğü siyasal sisteme karşıdır. Yani devlet basına
dokunmamalı. Peki basının tümü doğru işliyor mu, hepsi doğru habercilik
peşinde mi? Değil tabi ki. Hatta basın ülkedeki politik kurumların tümünden daha fazla yozlaşabilir.
Ancak bir hukuk devletinde de ahlaksız ve sorumsuz
gazeteciliği baskı altına almanın iki yolu var: Ya basının kendi içinden
dışlama yoluyla, yalan haber yapanları teşhir edecek, diğer basın kuruluşları tekzip
edecek ve dışlayacaktır. Veya okunmama yoluyla. Halk, yalan haber yapan
ve yalanı ortaya çıkarılan basın kuruluşlarını okumayacak ve takip
etmeyecektir. Ahlaksız ve sorumsuz gazeteciliğe karşı ahlaklı ve sorumlu
bir gazetecilik çağrısı yapılırsa zaten kötü olanı zayıflayacak ve bertaraf
edilecektir.
20 Ocak 2022 Perşembe
The Witcher dizisi
The Witcher dizisini sevdim. Yüzüklerin Efendisi tadında... Fantastik dizileri severim. Kadim zamanlara ait hikayeler, krallar, kraliçeler, prensesler, ozanlar elfler, cadılar, büyücüler, melezler ... Ve insan ırkının yükselişi, Tolkien'in Ortadünya hikayeleri de insan ırkının diğer ırklardan sıyrılıp yükseldiği bir ara dönemi anlatıyordu. Yüzüklerin Efendisi'nde bir ozanın olmamasının ne kadar büyük bir eksiklik olduğunu farkettim.
İşte Ozan Jaskier'in muhteşem şarkılarından biri:
Cintra'nın son gülünün
Dikenlerinde kan var
Eski kanın unutulmuş öyküsü
Tüm gelecekler yeniden doğar
Dönen başkalık küreleri
Umudun ve kıyametin
Onun yolu ya mutluluğa
Ya da kıyamete çıkar
Geleceğin hayaletleri
Bindiler atlarına
Yaklaşıyorlar
Cintralı Aslan Yavrusu'na
Sürünün son sağ kalanına
Herkes o anlatılamayan
Gücün peşine düştü
Gelecek kılıcın ve baltanın zamanı
Ekildi kanlı savaş tohumları
Ak Kurt'u ara seçilmiş kişi
O durduracak zalimleri
Çelik ve gümüşle yanan yürek
Karanlıkta rehberin olacak
Zamansız zümrüt gözlerde
Gelecek daha yazılmadı
Zamanla dünya yanacak
Ya da gelecek kurtarıcı
18 Ocak 2022 Salı
Hz. Adem peygamber değildir
Adem babamız peygamber filan değildir.
Kendisine ilk vahiy
indirilen de Nuh'tur. Bu yüzden (nuhi ileyhi = kendisine vahyettiğimiz)
Nuh ismi de vahyedilmiş olmasından kaynaklı bir sıfat isimdir.
Kendisine ilk sahifeler verilen de İbrahim ve Musa'dır. Ala süresi ilk
suhufların İbrahim ve Musa'nın suhufları olduğunu açıkça belirtir. (Ala
18-19).
Bilinenin aksine ilk peygamber Adem değil, Nuh'tur.
Ademe ne vahyedilmiştir ne de kitap verilmiştir. Ademe öğretmiştir.
(Allame Adem'e). Ama bu genel olarak tüm insanlık için de geçerli.
(Er-Rahman, allamel kuran, halaqal insan, allamehul beyan).
Sosyal medyada Adem a.s peygamber olmadığına dair görüşümü dile getirdiğimde bağzısı neredeyse beni öldüreceklerdi.
Galiba bunun sebebi birçok kişinin "peygamber çocuğu olma" şeklindeki
sahte argümanını elinden aldık o yüzden 🤣
Bu düşünce tabi ki
benim icadım değil. Zaten birçok tefsirde bunun tartışılıyor olması,
peygamberliğine delil getirilmesi bu konuyu ortaya koyuyor.
Diyanetin İslam Ansiklopedisi maddesinde de "bu konuda AÇIK ve KESİN bir
AYET yoktur" dedikten sonra bir takım ayetleri yorumlayarak buna delil
getiriliyor. Gördüğünüz gibi konu NASSİ değil İÇTİHADİ'dir.
Diğer yandan Adem'in durumu ve durumunun sıradanlığı peygamberlik
müessesesi ile de çelişir. Peygamberler masumdur ve şeytanın ayartmasına
açık değildir. Bu çok açık bir konudur. Hiçbir peygamber şeytan
tarafından ayartılmamıştır. Ama Adem Allah'ın kendisine verdiği tek emir
(yasak meyveden uzak durması dışında ona verilmiş başka bir emir
bilmiyoruz) şeytan tarafından apaçık bir şekilde iğfal edildi.
Peygamberler de sürçme yaparlar. Ancak Allah onları bundan ve
sonuçlarından korur. Misalen Nuh as. oğlu için münacaatta bulunduğunda
Allah ona "O senin ehlinden değildir, cahillerden olma" diye
azarlamıştır. Görüldüğü gibi bu bir sürçme idi ve Allah o sürçmeyi
eyleme dönüşmeden hemen önce müdahale etti. Aksi takdirde Nuh'u
cezalandırması gerekecekti. Peygamberlerin sürçmelerinin tümü bu
şekildedir. Belki tek istisnası Yunus peygamberdi. Ne var ki şeytanın ayartmasına kanarak yasak meyveyi
yemeye başlayan Adem ve Havva'ya Allah müdahale etmedi ve günahı işlemelerine
müsaade etti. Ama sonucunda yaptıkları günahın yükünü boyunlarına asıp
onları cennetten kovdu.












