4 Mart 2022 Cuma

AB bizi neden almıyor?

AB'nin Ukrayna'nın başvurusunu kabul etmesinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan AB'ye seslenip "Ukrayna'yı alıyorsunuz da bizi niye almıyorsunuz" diye sormuştu.

Ben de Erdoğan'a ve bu soruyu soran arkadaşlarıma dostlarıma sormak istiyorum: Bu soruyu sorma konusunda samimi misiniz? Avrupalı olmayı kabullendiniz mi? ABli olmak gibi bir önceliğiniz var mı? Yoksa bu da Avrupa'ya laf sokmak için başka bir yol mu? 😃

AB üyesi olmaya verilen adlar "Avrupa Birliği Bütünleşmesi" veya "Avrupa Birliği Entegrasyonu" deniliyor. Yani bir ülke AB üyesi olduğunda basitçe AB örgütüne üye olmuş olmuyor. Bundan çok daha fazladır. Kimliğini onun kimliği ile bütünleştiriyorsun. Onun bir parçası oluyorsun.

AB "ulusüstü" örgütlere verilen yegane örnektir. Bunun anlamı şudur: AB üyesi olduğunuz zaman diğer uluslararası örgütlerden farklı olarak egemenliğinizin bir kısmından feragat edersiniz. Eğer egemenliğinizin bir kısmından feragat etmeye hazır değilseniz AB üyesi olamazsınız.

Yakın dönemde AB ile Polonya arasında bu konuda bir sorun yaşandı. Polonya Anayasa Mahkemesi AB Parlamentosunun bazı kararlarının anayasaya ve egemenlik haklarına aykırı olduğu yönünde bir karar aldı. Bu karar AB içinde yeni bir siyasal/hukuksal krize sebep oldu. Halbuki AB üyesi olan ve AB ile entegrasyona giren bir ülke zaten bu siyasal/hukuki şartları kabul etmiştir. Üye olma sürecinde şartlarını kabul ettiğin halde üye olduktan sonra senin kurumların AB'ye direniyor. Buradaki sorun bu. Benzer bir sorunu da biz Avrupa Konseyi ile yaşıyoruz. AİHM'i kabul ettiğimiz halde mahkemenin verdiği kararları ulusal egemenliğimize aykırı diye reddedebiliyoruz.

AB bütünleşmesine dahil olmak için Kopenhag kriterlerine uygun olarak 3 temel kural vardır:

1) Hukuki uyumluluk. Hukuk sistemini AB'ye uyumlu hale getiremedikçe giremezsin. Yoksa sen de Polonya'nın yaşadığın yaşarsın.

2) Ekonomik uyumluluk. Ülkenin ekonomik yapısı, iş gücü, üretimi, pazarı, pazarın işleyiş şekli vs. AB'ye uygun hale getirilmesi.

3) İlerleme durumundaki uyum. AB'ye girmeye ne kadar istekli olduğunuza ve bunu ne kadar sürdürebildiğinize bakarlar.

Zelenski AB'ye kızıp "Ey Avrupa sizden başka gidecek yerimiz yok" diyorken Erdoğan "Ey Avrupa senin sömürgeci geçmişini biliriz" der. Siz Avrupa olsanız hangisini alırdınız. 😅

Paylaş:

23 Şubat 2022 Çarşamba

ABD mi Rusya mı? Bizim için hangisi tehdit?


Bazı arkadaşların hala ABD ve Rusya'yı aynı görmesini hayretle izliyorum. Hatta Rusya ve NATO'yu aynı/benzer tehdit olarak görüyorlar. Türkiye NATO'ya üye olabilmek için, tarafı olmadığı halde Kore'ye asker gönderdi ve binden fazla şehit verdi. Kafayı mı yediniz yahu? 🙂

Türkiye için ABD ve NATO Rusya ile kıyas edilemez. Biraz siyasi tarih ve dış politika okursanız bunu görürsünüz.

Türkiye ABD ile hiçbir zaman savaşmadı. 1. Dünya savaşında bile karşı cephelerde olduğumuz halde ABD ile savaş ilan edilmedi. Rusya öyle mi peki? Rusya ile Osmanlı 11 kez büyük ve hem de çok yıkıcı savaşlara girdi. Osmanlı'nın son 240 yılının 60 yılı Rusya ile savaş halinde geçti. Osmanlı'yı ve Türkiye'yi Rusya'dan da her zaman Batı ülkeleri korumuştur. Bkz Kırım savaşı. 93 Harbinde batının Osmanlı yı korumamasının sebebi de Nedimof lakaplı Rus yanlısı Sadrazama'nın ahmakça batı karşıtı politikalar güderek Osmanlı'yı Rusya'ya karşı savunmasız hale getirmesi idi.

Elbette batı ülkeleri de çok canımızı sıkıyor. Batı ülkeleri sömürücüdür ama işgalci değildir. Batıda toprak ve ülke işgalleri son yüzyıldır yapılmıyor. Avrupa toprak işgallerini yüzyıldır terk etmiştir. ABD ise 200 yıldır toprak ve ülke işgali (genişlemesi) yapmamıştır. Bundan 150-200 yıl önce en son Alaska'yı ve bazı eyaletleri para ile satın almıştır. Hepsi bu kadar.

ABD ve Avrupa siyasi ve iktisadi hegemonya kurabilir ancak askeri hegemonya kurmaz. Rusya ise sizi işgal eder ve artık tarihe karışırsınız, bir ulus olmaktan çıkarsınız. Rusya'da yaşayan onlarca halkı/ulusu yok ettiği gibi. Elbette oradaki insanları yok etmiyor, ama artık bir halk ve ulus olmaktan çıkıyorsunuz. Çin de öyle mesela. Çinde neden Uygur sorunu var. Çünkü Uygurlular kendi kimliklerini korumak istiyor. Uluslarının yok olmasına asimile olmaya direnç gösteriyorlar. Batı ülkeleri kimseyi asimile etmiyor. Ulusunuz da kültür ve kimliğiniz de sizin olsun yeter ki nükleer silahınız olmasın 😄

Batı ülkeleri nükleer sahibi olmaması istemezler ama yıkılmamızı da istemiyorlar Rusya ise yıkılmamız için elinden gelen her şeyi yapıyor. Çünkü Rusya kendini Bizans'ın varisi ve Ortodoksluğun hamisi olarak görüyor. İstanbul'u, boğazları ve Anadolu'yu almadıkça da asla durmayacak.

Oyun Kuramı ile analiz edersek Batı ile ilişkiler Kazan-Kazan (işbirliği teorisi) ilişkisidir. Rusya ile ilişkiler ise Kazan-Kaybet (sıfır toplamlı teori) ilişkisidir.

Türkiye neden Nato'ya girdi?
NATO Türkiye için tehdit olabilir mi?
Dahası Türkiye için NATO Rusya ile kıyaslanabilir mi?
Kıyas etmek çok ciddi bir hata olur, kendi tarihimizi inkar etmek olur.

ABD'nin bizim için bazı sorunları var, bu doğru. Herşeyden önce koşulsuz olarak İsrail'i desteklemesi müslüman ve Arap halklarını yaralamıştır. Afganistan ve Irak'a yapılan müdahaleler de öyle. Ancak bunda bizim halklarımızın demokrasiye direnç göstermelerinin bir payı yok mu?

Mesela Afganistan olayına bakalım: 2001'de ABD'ye tarihinin en büyük terör saldırısı yapıldı. Bu saldırıyı el-Kaide üstlendi ve Afganistan'daki Taliban Emirliği el-Kaide liderlerini teslim etmeyi veya ülkesinin dışına çıkarmayı reddetti. NATO'nun Afganistan'a saldırmasının sebebi buydu. ABD'nin Irak'a saldırmasının sesebi de buydu. Irak'ın başında kafayı sıyırmış bir diktatör vardı. Önce İran'a sonra Kuveyt'e saldıran bu arkadaş (Saddam) 1991'de BM'nin koalisyonu ile durduruldu. 11 Eylül saldırısından sonra da Saddam Amerika'yı vuran teröristleri kutlayan bir mesaj yayınladı. Kusura bakma ama dünyanın süper gücünü öyle elini kolunu sallaya sallaya tehdit edemezsin.

Amerika muazzam gücüne rağmen saldırgan ve işgalci bir ülke değil. Dünyadaki Amerikan hegemonyasının yerine Rus hegemonyası olsaydı herkes Rus milletinden ve Ortodoks mezhebinden olacaktı. 😃

Paylaş:

21 Şubat 2022 Pazartesi

Tarafgirin matematik hesabı

Ak Parti grup başkan vekili Muhammet Emin Akbaşoğlu Kübra Par ile çıktığı TV programında Avrupa'da enflasyonun %1 lerden %7'lere çıktığını böylece 7 kat arttığını söylemiş.

Hızını alamayan vekil, bir arkadaşından canlı tanık göstererek "150 Euro'ya dolan pazar poşetinin böylece 750 Euro'ya çıktığını" söyledi. Kübra Par "o hesap o kadar etmez", diye ikaz ettiyse de sevgili vekilimiz dinlemedi ve iddiasında ısrar etti. 😄

Şimdi %7 enflasyon ile 150 Euro olan bir paket şöyle hesaplanır:
150 x (100+7) / 100 = (sadeleştirelim)
150 x 1,07 = 160,5

Arkadaşın aklı "7 kat" ifadesinde takılı kaldığı için herhalde 150'yi 7 ye çarpmıştır. Ama o da 1050 yapar 🙄

Daha önce de yine benzer bir matematik gafını Binali Yıldırım yapmıştı. "Amerika'da enflasyon %0'dan %7'ye yedi kat arttı" demişti. 😅

Şimdi bu arkadaşın eğitimine filan baktım. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Avukat. Bu fakülteyi takribi olarak ülke çapında ilk 3-4 bin'e giren öğrenciler kazanabiliyor. Eğitim iyi fakat bilincimizi yozlaştıran politikaların tarafgir bir particilik şekilde savunuluyor olmasıdır. Çünkü bu tarafgir particilik politikası, "bizim yaptığımız her şey doğru, diğerlerinin yaptığı her şey kötü" noktasına indirgeniyor.

İnşallah böyle bir hesaplamayı bi de partiye yakın bir prof filan yapmaz. Çünkü aynı şekilde onlar da gülünç duruma düşüyor. Mesela Seta Genel Koordinatörü ve siyaset bilimi profesörü Burhanettin Duran hocamız Sabah gazetesinde, 10 büyükelçinin Osman Kavala ile ilgili AİHM kararının uygulanmasını isteyen açıklamalarını "Türkiye'nin egemenlik haklarına müdahale" olarak niteleyen bir yazı yazdı. Bir siyaset bilimi profesörü AİHM'in bireysel yargıdaki ihlal kararını egemenlik meselesi ile bağlantılayamayacağını bilmesi gerekir. Çünkü uluslararası anlaşmalar anayasa ile korunan bir taahhüttür. Verdiğin bir sözü taahhüdü yerine getirmeni hatırlattığında "sen benim egemenlik haklarıma karışıyorsun" diyemezsin. Bunu Burhanettin Duran bilmiyor olamaz.

Demem o ki, tarafgir parti politikasına dahil olduğunuzda tüm uzmanlığınız tüm bilgeliğiniz tüm yetkeniz, tüm üstatlığınız yok olabilir. 😀


 

Paylaş:

20 Şubat 2022 Pazar

Niçin hala evleri yok?

"Dedem duvar örerdi,
babam da duvar örerdi,
ben duvar örüyorum
peki hala bir evimiz niçin yok?"
/ Fillini - Amarcord

Karl Marx bu olayı "yabancılaşma" kavramı ile açıklıyor. İnsanın kendi benliğinden kendi doğasından kopmasını ve kendi emeğine yabancılaşmasını bu şekilde tarif ediyor. İşçiler içinde oturamadığı evler ve mekanlar yapıyor, giyemediği elbiseler dikiyor, yiyemediği gıdalar ve yemekler üretiyor.
 

 

Paylaş:

8 Şubat 2022 Salı

Neden hala İslamcıyım?

Mustafa İslamoğlu hoca "bir dönem İslamcı olduğu için pişmanlık duyduğunu" ifade etmiş. Ben tam tersini düşünüyorum.

Eğer İslamcı değilsek hiçbir şey değiliz. "Biz İslamcı değiliz müslümanız" demek de doğru bir yaklaşım değildir. Eğer İslamcı değilsen, senin müslümanlığın sana yön vermiyor demektir. Solcu müslüman, kapitalist müslüman, hatta farmason müslüman bile olabilirsin. Eğer İslamcı değilsen siyasete, felsefeye, düşünüş biçimine, ideolojine, dahası tüm dünya işlerine İslamı karıştırmıyorsun demektir. Eğer islamcı değilsen sekülersin, din ve dünya işlerini ayırıyorsun demektir. Eğer İslamcılık yoksa senin dinin ile budizm veya animizm arasında ne var? Böylece din sadece bir kaç ibadet ve ahlak öğretisinden ibaret kalırdı.

Evet İslamcılığı ben de çok eleştiriyorum. Bizim ona yüklediğimiz yanlış anlamlar, sonunda bizim onu terketmemize sebep olmaktadır. Bu yüzden bunu bir "özeleştiri" olarak yapıyorum. Peki İslamcı olmayıp ne olacağız, bu saatten sonra "sosyalist" mi olacağız? Yahova şahitlerine mi katılacağız? Yoksa materyalist ve pozitivist mi?

***

Yahudilerin çoğu bildiğiniz ateisttir. Irk birliği desen zaten bu mümkün değildir. Biri Polonyadan biri Iraktan öteki Afrikadan gelmiştir. Yahudilik dini ve öğretisi dışında ortak bir noktaları bulunmamaktadır. Yine de siyonizm bir Yahudi ideolojisidir. Bir Yahudi ateist de olsa siyonist ideolojiye ve perspektife sahiptir. Ateist bile olsa...

Günümüzde "Marksizm" bir komünist ütopyayı kurma geleneği değildir. Marksizm sınıf temelindeki eşitsizliğe ciddi itirazlar yapan bir gelenek olarak devam etmektedir.

Siyasal/düşünsel bir hareket olarak "Feminizm" de kadınların egemen olduğu Amazonvari bir siyasal sistem kurmak demek değildir. Kadınların toplum içindeki eşitsiz şartlarına bir itirazdır. Bu bir düşünüş biçimidir, bir projeksiyondur.

***

Ve nihayetinde İslamcılık da bir düşünüş ve değerler projeksiyonudur.

Bizim İslamcılık ile ilgili bazı paradigmalarımız yanlış. İslamcılığı bir "asrı saadete dönüş" veya "ideal toplumu ve ütopyayı kurma" projesi olarak görmek yanlıştır. Bu anlamda İslamcılık bir "siyaset etme" hareketi değildir. Keza her İslami görüşü de "Allah böyle buyurdu" noktasına indirgemek de yanlıştır. Allah Hz. Muhammed'den bu yana kimse ile konuşmadığına göre bize ancak Kuran ve Peygamberler geleneğinin sunduğu bir perspektife göre aktif ve faal bir düşünce projeksiyonu takip etme durumu mümkün olmaktadır.

Yeni bir paradigmaya ihtiyacımız var.


 

Paylaş:

24 Ocak 2022 Pazartesi

İslam Demokrasisi

İslamcı kardeşlerim ağabeylerim alınmasın ama İslam'a en uygun yönetim biçimi demokrasidir. Onun için islamcıların "İslam demokrasisi" veya "islami demokrasi" üzerinde kafa yorması gerekir.

Bazıları İslam'ı demokrasiye alternatif bir yönetim olarak öne sürerler. Ancak onların önerdiği sisteme bakıldığında önerdikleri şey (örneğin hilafet adına ortaya konulan teori ve pratik) ya monarşi veya oligarşidir. İslam'ın kendisi bir "yönetim biçimi" değil, bir "değerler sistemidir".

Nasıl ki "cumhuriyet"i kabul edip "islam cumhuriyeti"ni onaylayabiliyorsak "islam demokrasisi" de pek ala uygundur. Sonuçta demokrasinin temelleri antik yunanda atılmışsa cumhuriyetin temelleri de antik Roma'da atılmış ve özellikle Fransız ihtilalinden sonra cumhuriyet yönetimi yaygınlaşmıştır. Buna karşın çağdaş demokrasi Alexis Tocqueville'ın Amerika'da Demokrasi kitabından sonra kurumsallaşmaya ve yaygınlaşmaya başlamıştır.

Demokrasi de, cumhuriyet de halk yönetimine dayanmakla birlikte bir yönetim sistemi olarak demokrasinin cumhuriyetten daha fazla geliştiğini ve ilerlediğini söylemek mümkündür. Gerek insan hakları gerek kuvvetler ayrılığı gerekse de sosyal devlet ve sivil toplum aracılığı ile demokrasi cumhuriyetten daha iyi bir sistemdir.

Paylaş:

23 Ocak 2022 Pazar

Profesörün oyu çobanınki ile bir mi?

Klasik bir "seçkinci" yorumudur bu.

Evet bir profun da bir fabrika patronunun da bir işçinin de bir çoban ve çiftçinin de oyu bir olmalıdır.

Nedenine gelince:

Çünkü kendi çıkarını öncelemek konusunda, bilgilisi bilgisizi fark etmeksizin tüm insanlar eşittir. Bir prof'un bir çobandan daha fazla olarak kendi çıkarını toplumun çıkarının önüne koymayacağının hiçbir garantisi yoktur.

Bu yüzden "eşit oy hakkı" dünyadaki en doğru sistemdir. Elbette yeterli değildir. Bazıları propaganda yoluyla kitleleri maniple edebilir. Demokratik toplumlarda zamanla bireysellik ve bilinç düzeyi arttıkça bu da azalacaktır.


 

Paylaş:

Basın özgürlüğü mü, basını denetleme mi?

Basın özgürlüğü devletin basın üzerinde siyasi denetleme ve baskı kurma mekanizmalarını kurmaması anlamına gelir. Çünkü devletler her zaman kendilerine yalaka bir basını tercih edecek, kendi yanlışlarını gösteren basına karşı ise baskıcı olacaklardır.

Basın özgürlüğü siyasal sisteme karşıdır. Yani devlet basına dokunmamalı. Peki basının tümü doğru işliyor mu, hepsi doğru habercilik peşinde mi? Değil tabi ki. Hatta basın ülkedeki politik kurumların tümünden daha fazla yozlaşabilir.

Ancak bir hukuk devletinde de ahlaksız ve sorumsuz gazeteciliği baskı altına almanın iki yolu var: Ya basının kendi içinden dışlama yoluyla, yalan haber yapanları teşhir edecek, diğer basın kuruluşları tekzip edecek ve dışlayacaktır. Veya okunmama yoluyla. Halk, yalan haber yapan ve yalanı ortaya çıkarılan basın kuruluşlarını okumayacak ve takip etmeyecektir. Ahlaksız ve sorumsuz gazeteciliğe karşı ahlaklı ve sorumlu bir gazetecilik çağrısı yapılırsa zaten kötü olanı zayıflayacak ve bertaraf edilecektir.


 

Paylaş:

20 Ocak 2022 Perşembe

The Witcher dizisi

The Witcher dizisini sevdim. Yüzüklerin Efendisi tadında... Fantastik dizileri severim. Kadim zamanlara ait hikayeler, krallar, kraliçeler, prensesler, ozanlar elfler, cadılar, büyücüler, melezler ... Ve insan ırkının yükselişi, Tolkien'in Ortadünya hikayeleri de insan ırkının diğer ırklardan sıyrılıp yükseldiği bir ara dönemi anlatıyordu. Yüzüklerin Efendisi'nde bir ozanın olmamasının ne kadar büyük bir eksiklik olduğunu farkettim.

İşte Ozan Jaskier'in muhteşem şarkılarından biri:

Cintra'nın son gülünün
Dikenlerinde kan var
Eski kanın unutulmuş öyküsü
Tüm gelecekler yeniden doğar
Dönen başkalık küreleri
Umudun ve kıyametin
Onun yolu ya mutluluğa
Ya da kıyamete çıkar
Geleceğin hayaletleri
Bindiler atlarına
Yaklaşıyorlar
Cintralı Aslan Yavrusu'na
Sürünün son sağ kalanına
Herkes o anlatılamayan
Gücün peşine düştü
Gelecek kılıcın ve baltanın zamanı
Ekildi kanlı savaş tohumları
Ak Kurt'u ara seçilmiş kişi
O durduracak zalimleri
Çelik ve gümüşle yanan yürek
Karanlıkta rehberin olacak
Zamansız zümrüt gözlerde
Gelecek daha yazılmadı
Zamanla dünya yanacak
Ya da gelecek kurtarıcı

Paylaş:

18 Ocak 2022 Salı

Hz. Adem peygamber değildir

Adem babamız peygamber filan değildir.

Kendisine ilk vahiy indirilen de Nuh'tur. Bu yüzden (nuhi ileyhi = kendisine vahyettiğimiz) Nuh ismi de vahyedilmiş olmasından kaynaklı bir sıfat isimdir.

Kendisine ilk sahifeler verilen de İbrahim ve Musa'dır. Ala süresi ilk suhufların İbrahim ve Musa'nın suhufları olduğunu açıkça belirtir. (Ala 18-19).

Bilinenin aksine ilk peygamber Adem değil, Nuh'tur. Ademe ne vahyedilmiştir ne de kitap verilmiştir. Ademe öğretmiştir. (Allame Adem'e). Ama bu genel olarak tüm insanlık için de geçerli. (Er-Rahman, allamel kuran, halaqal insan, allamehul beyan).

Sosyal medyada Adem a.s peygamber olmadığına dair görüşümü dile getirdiğimde bağzısı neredeyse beni öldüreceklerdi. Galiba bunun sebebi birçok kişinin "peygamber çocuğu olma" şeklindeki sahte argümanını elinden aldık o yüzden 🤣

Bu düşünce tabi ki benim icadım değil. Zaten birçok tefsirde bunun tartışılıyor olması, peygamberliğine delil getirilmesi bu konuyu ortaya koyuyor.

Diyanetin İslam Ansiklopedisi maddesinde de "bu konuda AÇIK ve KESİN bir AYET yoktur" dedikten sonra bir takım ayetleri yorumlayarak buna delil getiriliyor. Gördüğünüz gibi konu NASSİ değil İÇTİHADİ'dir.

Diğer yandan Adem'in durumu ve durumunun sıradanlığı peygamberlik müessesesi ile de çelişir. Peygamberler masumdur ve şeytanın ayartmasına açık değildir. Bu çok açık bir konudur. Hiçbir peygamber şeytan tarafından ayartılmamıştır. Ama Adem Allah'ın kendisine verdiği tek emir (yasak meyveden uzak durması dışında ona verilmiş başka bir emir bilmiyoruz) şeytan tarafından apaçık bir şekilde iğfal edildi.

Peygamberler de sürçme yaparlar. Ancak Allah onları bundan ve sonuçlarından korur. Misalen Nuh as. oğlu için münacaatta bulunduğunda Allah ona "O senin ehlinden değildir, cahillerden olma" diye azarlamıştır. Görüldüğü gibi bu bir sürçme idi ve Allah o sürçmeyi eyleme dönüşmeden hemen önce müdahale etti. Aksi takdirde Nuh'u cezalandırması gerekecekti. Peygamberlerin sürçmelerinin tümü bu şekildedir. Belki tek istisnası Yunus peygamberdi. Ne var ki şeytanın ayartmasına kanarak yasak meyveyi yemeye başlayan Adem ve Havva'ya Allah müdahale etmedi ve günahı işlemelerine müsaade etti. Ama sonucunda yaptıkları günahın yükünü boyunlarına asıp onları cennetten kovdu.

Paylaş:

Blog Arşivi

İletişim

Ad

E-posta *

Mesaj *